İnanmak

”İnanç kaybolduğunda insan da kaybolur” demiş Amerikalı yazar John Green. Bazılarına göre inanç yaşama arzusu, bazıları için ise sadece inandığınız şeylerdir. Kimi için inançlar anlamlı gelse de kimi için gelmez. İnançlar insanları kölesi de yapabilir, hür de kılabilir.

 

Bu durum kişinin inançlarına ne kadar ”sadık” oluşuyla ilgilidir. Günümüzün en yaygın tüm dinlerinin bir kutsal kitabı vardır. Eğer bir insan kutsal kitapta yazan her şeyi eksiksiz uygularsa bence dini bir inanışın kölesi olur. İnsanlar kararlarını verirken sağduyulu olmaya özen göstermeli, yaptıklarının sonuçlarını ve sorumluluklarını almalıdır. Fakat insanlar eğer tüm kararlarını kutsal kitaplara göre verselerdi kimsenin kimseden bir farkı kalmaz hepsi dini inançlarının kölesi olurdu.

 

Bir Ateist ve bir Müslüman’a domuz eti verseniz ateist olan kişi o domuz etini yer çünkü inanması gereken bir din ya da ona öncü olacak bir kutsal kitap yoktur. Fakat Müslüman’a gelecek olursak; domuz etini asla yemez, eğer dinine çok sadık biriyse. Çünkü kutsal kitaplarda bu denilmiştir Müslümanlara ve Müslüman bir ailede doğummuşsanız bu doğumunuzdan reşit olacağınız yaşa kadar böyledir. Kutsal kitaplar ve peygamberler bize öncülük ve rehberlik ettiler, biz de bu kurallara uymalıyız. İnançlarımız bizi özgür kılar mı peki?

 

Öncelikle bir şeye inanmak başlı başına zaten bir özgürlüktür. İnsanoğlu istediğine inanabilir. Allah’ın tek oluşuna, doğanın Tanrı olduğuna, batıl inançlara… Bir şeye inandığınız zaman ki sadece din olmasına gerek yok, mutlu olursunuz zaten çünkü artık o inandığınız şey sizin yaşama sevinciniz ve kaynağınız olmuştur. Kimsenin sizi neye inandığınız konusunda yargılamaması ve saygı duyması da büyük bir özgürlük getirir aslında.

Toparlamak gerekirse inançlar başlı başına esareti veya hür olmayı getirir demek pek doğru olmaz. Asıl inanmakla gelen şey ya kısıtlamalar ya da mutluluktur gerçekte.

(Visited 10 times, 1 visits today)