İnsanoğlunun Evrensel Dili

Ruhun gıdasıdır desem aklınıza ne gelir? Müzik. Yemek yemek bir temel ihtiyaç ise müzik de ruhumuzun besin kaynağı değil midir? İşte bu yüzden müziğin var olmadığı bir hayat düşünemiyorum.

“Müziksiz bir hayat hatadır.” diyor Friedrich Nietzsche. Gerçekten de doğru söylüyor. Müzik olmasaydı bence birbirimizi yeterince iyi anlayamazdık hatta insanoğlu iletişim becerilerini bu kadar çok geliştiremeyebilirdi. Çünkü müzik bizim için bir araç. Aslında bazen kelimelerin kifayetsiz kaldığı yerde devreye müzik giriyor ve bağlar çözülüyor. Bizim toparlayamadığımız cümleleri, bir araya getiremediğimiz kelimeleri şarkılar bize sunuyor. Bu çok büyük bir nimet değil mi? Sadece şarkı ve söz olmak zorunda da değil. Enstrümanlara temas etmek insanın ruhundaki karmaşayı bir düğüm gibi çözmeye yetiyor. Enstrüman çalanlar iyi bilir nota çalmak ile parça çalmak arasındaki farkı. Nota çalarsanız teknik olarak doğru çalabilirsiniz fakat o parça size bir haz vermez, kulağa seslerin üst üste binmesinden başka bir şey gelmez. Halbuki parça çaldığınızda üstelik o parçayı gerçekten hissederek çaldığınızda o parçanın hakkını verdiğinizi anlarsınız. Aslında müzik biraz empati işi. Bestecinin ruh halini düşünebiliyor ve yaşadığı dönem, hayatı hakkında az çok bilginiz var ise o kişiyi ve onun ruh halini daha iyi anlıyorsunuz.

Günümüze bakarsak birçok insanın müzik zevki, sevdiği sanatçılarla kurduğu bağların bir karması. Genellikle sanatçının verdiği mesaja odaklanıyoruz. Kendimizden bir parça bulduğumuzda ya da ilgimizi çeken bir konuda yazıldığında şarkılar, müzik hayatımızda daha önemli bir yer kaplıyor. Evet, işte o da benim gibi hissediyor, o da bu konuda benim gibi düşünüyor diyoruz. Bu biraz da insanoğlunun içinde aynı duyguları beslemesinden kaynaklanmıyor mu? Sevgi, hüzün, nefret, keder…

Müziğin temeli yüzyıllar öncesine dayanıyor. 18. yüzyılda verilen eserlere bakınca gerçek anlamda büyüleniyorum. Chopin’in on dokuz yaşında o besteleri ortaya koymuş olduğu gerçeğini aklım almıyor. Şaşırtıcı olan şey ise yüzlerce yıl önce yapılan bu bestelerin günümüzde halen dinlenilmesi ve bu eserlerin günümüz müziğine önayak olması. Müziğin evrensel ve zamansız olduğuna en büyük kanıt olarak bu tür büyük besteciler ve eserleri örnek gösterilebilir bence. O eserler olmasaydı şu an nerede olurduk bilmiyorum.

Müzik benim ilgi alanım, benim tutkum. Nietzsche’ye katılıyorum. Müziğin olmadığı bir hayat hata olurdu, en azından benim açımdan. Çünkü müzik benim kaçış noktam. Kendimi kötü hissettiğimde modumu yükseltmek için, başkalarının düşüncelerini ifade ediş şeklini daha iyi anlayabilmek için müziğe sığınıyorum. Ayrıca şarkı dinlemenin her zaman şarkının sözlerini anlamak olduğunu düşünmüyorum. Bir şarkıyı sözlerini anlamadan da sevebilirsiniz. Çünkü müzik, insanın ruhuna dokunur. Sanatçı sesleri kullanış şekliyle ve kendi sesindeki tonlamalarla bize şarkının temasını, ruhunu hissettirir. Önemli olan da budur zaten ortak paydayı bulmak ve insana değil insanlığa erişebilmek.

(Visited 32 times, 1 visits today)