İntibah

Yağan lapa lapa karın havaya verdiği tatlı yumuşaklık eşliğinde evden çıkıp kalabalık caddenin kaldırımlarında yürümeye başladım. 10 santimetreye ulaşan karın üstüne basınca çıkan gıcırtılar içimi rahatlatıyordu. Sanırım ben kışı çok seviyordum. Çoğunluğun aksine güneşi hiç sevmiyordum. İnsanlar genelde yazın daha enerjik ve hayat dolu olurken ben kışın böyle oluyordumBeni farklı kılan özelliklerimden biri de buydu. 

Acıbadem’de oturduğum için Bağdat Caddesi’ne çok yakındım. Genellikle işlerimi burda halledip İstanbul’un başka kentlerine gitmeye ihtiyaç duymazdım. Fakat bugün farklıydı. Çok önemli bir eser olan Namık Kemal’in “İntibah” kitabının hiçbir yerde bulamıyordum. Kadıköy’ü bırak Bostancı’nın bile altını üstüne getirmiş yine de bu muhteşem kitabı bulamamıştım. Fakat bunu İstanbul’un en işlek semti olan Taksim’de bulabileceğimden adım gibi emindim. İstanbul’un diğer tarafına geçtiğimde kendimi çok garip hissettim. Sanki buranın sorumluluğunu omuzlarımda hissettim. Metroya binerken bu kitabın benim için neden bu kadar önemli olduğunu düşündüm. Fakat bir anlam veremedim.

Aylardır aradığım kitabı sonunda Taksim’in arka sokaklarındaki bir sahafta buldum. Aynı gün büyük bir heyecanla kitabı okumaya başladım.  Yirmi üçüncü sayfaya geldiğimde el yazısıyla yazılmış bir not buldum. Bu notta şunlar yazıyordu: “ Ey Avrupa yakasının koruyucusu! Sen bu kitaba ulaşarak buranın asıl muhafızı olduğunu kanıtlamış bulundun. Artık bu büyük güç ve sorumluluk tamamen sana aittir. Yolun açık olsun!” İlk başta buna anlam veremedim, “Biri benimle dalga geçiyor herhalde!” diye düşünürken kapının önünde bir tıkırtı işittim. Daha 10 saniye bile geçmeden on silahlı adam kapıyı kırarak içeri daldı. Evim yere yakın olduğu için balkondan atlayıp insanların arasından koşmaya başladım. İzimi kaybettirdiğimden emin olana kadar koştum ve en sonunda bir ara sokağa girdim. Soluklanırken karşıma simsiyah bir adamın çıkmasıyla yüreğim ağzıma geldi.

Adam:

-Yazdığım notu aldın mı?

-Anlamadım?

-Kitabının içindekini diyorum.

-E-evet aldım.

-Ne düşünüyorsun? Bu yükü sırtlanmak zorundasın.

Şaşkınlığımı attıktan sonra bu gizemli adam ban her şeyi teker teker anlattı. Dedelerimden geçen bu gen beni dünyanın en güçlü insanı yapıyormuş. İnsan kılığındaki ölümsüz yaratığa karşı savaşmam, onu Avrupa Yakası’nda yaşayan insanlardan uzak tutmam gerekiyormuş. Nasıl bir sorumluluğu üstüme aldığımı düşünürken içeri güzel giyinimli bir adam girdi. Neredeyse benim yaşlarımdaydı. Gizemli adam bu adamın ise Anadolu Yakası’nın koruyucusu olduğunu anlattı. Bize şans dileyerek İstanbul’u bizim omuzlarımızın üstüne bıraktı ve gitti. Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı.

 

(Visited 57 times, 1 visits today)