İşleyiş

Toplum , insanlığın varoluşundan beri pek çok bilinmezliği sorgulamış ve sorularına yanıt aramıştır. Bunlardan bazıları da insanlık, evren, oluşum ve evrenin işleyişiyle ilgili olmuştur. Bazı sorularımızı günümüz teknolojisinin yardımıyla yanıtlayabilsek de evrenin kanunları ve işleyişi halen  gizemini korumaktadır.

Evrenin kuralları ve işleyişini açıklamayı hedefleyen Murphy Kanunları ve Çekim Yasası en bilinenlerindendir. İkisi de pek çok  büyük kitle tarafından kabul edilip benimsenmiştir lakin bu popüler iki yasa evrenin işleyişini tamamen zıt şekillerde açıklar ve olayları farklı yorumlar.

Murphy Kanunları, Amerikalı mühendis Edward A. Murphy,  tarafından, başarısızlıklar ve hata kaynaklarının karmaşık sistemlerde incelenmesi üzerine ortaya konan özdeyişlerdir. Murphy Kanunları’nın temeli şu söze dayanır: “Eğer bir işi halletmek için birden fazla olasılık varsa ve bu olasılıklardan biri istenmeyen sonuçlar veya felaket doğuracaksa; kesinlikle bu olasılık gerçekleşecektir.” Yani aslında Murphy ‘e göre “Ters gitme ihtimali olan her şey ters gidecektir. Baktığımızda karamsar ve olumsuz bir bakış açısı gibi gelse de temelinde matematiğe ve mantığa dayanır. Olasılığı “ gerçek sonuçların olası sonuçlara oranı” şeklinde tanımlarız. Bir olay süreç içerisinde gerçekleşmezse, olasılığı 0’dır, yani imkânsızdır. Murphy Kanunları ise olaya tersinden yaklaşır: Bir olay mümkünse, gerçekleşir. Murphy Kanunları temelini sibernetik ve sistem kuramındaki fen bilimsel-matematiksel bir kanundan alır.  Başka bir deyişle kargaşanın düzenden daha olası olduğunu savunur.

Öte yandan çekim yasası bütünüyle enerjiler hakkındadır ,var olan  her şeyin enerjiden oluştuğunu kabul eder. Çekim yasası, olumlu veya olumsuz düşüncelerin bir kişinin hayatına olumlu veya olumsuz olayları getirdiği inancıdır. İnanç, insanların ve düşüncelerinin “saf enerjiden” oluştuğu ve kişinin sağlığını, servetini ve kişisel ilişkilerini bu yöntemle iyileştirebileceği, ve hayattaki olaylarda çekici bir enerji sürecinin var olduğu fikirlerine dayanmaktadır. Esasında çekim yasası etrafımızdaki her şeyin bir enerjisi olduğunu eğer bu enerjiyle aynı seviyeye gelebilirsek de istediğimiz şeylerin hayatımızda gerçekleşebileceğini söyler. Çekim yasasının bir zamanı ya da belirli işleyiş kuralları yoktur içinde bulunduğumuz her saniye beynimizdeki senaryolar ve aktif düşüncelerle kendimize bir şeyleri çekeriz. İster inanın ister inanmayın çekim yasasının en güzel yanı siz ona inanmasanız da onun işliyor olmasıdır.

Kendimize negatif ve pozitif bütün olayları çekebileceğimizden ne istediğimize ve özellikle de nasıl istediğimize dikkat etmeliyiz. Arzularınız sizin fark ettiğinizden daha yakında olabilirler. Olumsuzluklarla yüzleştiğimiz bu dönemde çekim yasasına inanmak, güzel olayların gerçekleşebileceğine dair olan heyecanımızı diri tutmak bir nebze bize güç verebilir.

Olayların arkasında Murphy mi çekim yasası mı var belki günümüz teknolojisi ve bakış açısıyla açıklayamayız ama size “The Secret “ kitabı ve belgeselinde geçen Rhonda Bynre’ın sözünü hatırlatmak isterim: “Her bir düşünceniz gerçektir -bir güçtür.” Ancak gücünüzün farkına varabilirseniz işte o zaman güç sizinle beraber olabilir.

(Visited 7 times, 1 visits today)