İstanbul

Dondurucu bir kış sabahı erkenden kalkıp biraz hava almak, küçüklüğümden beri annemin beni götürdüğü evimizin biraz ötesindeki parka gittim. Soğuktan yerler buz tutmuş; kırmızı, turuncu, yeşil renkteki ağaçların yaprakları havada uçuşuyordu. Hep annem beni buraya getirirdi babamı anmak için… Ben henüz çok küçükken ölmüştü babam.

Üniversiteyi bitirmiş olmama rağmen babamı hala çocuk ruhuyla derinden bir özlem duyduğumu hissettim. Düşüncelere o kadar dalmışım ki telefonumun çaldığını biraz geç fark ettim. Arayan üniversiteden beri görmediğim ama arada bir konuştuğum en yakın arkadaşım Selin idi. Heyecan ve az bir merakla telefonu açtım. Nasıl olduğumu, neler yaptığımı, hala İstanbul’da olup olmadığımı sordu. Bu akşam İstanbul’a geleceğini ve görüşmek istediğini söyledi. Kendisi İzmir’de okuyor ve ara sıra hem iş hem de beni ziyaret için İstanbul’a geliyor. Her zamanki buluştuğumuz yerden başka bir yere gitmek istediğini söyledi. Taksim Meydanı’nda akşam 19.00 için anlaştık.

18.30 gibi evden çıktım. Taksim Meydanı evime yakın olduğu için yürüyerek gittim. Selin’in gelmesine daha 15 dakika vardı. Buluşma yerine yakın birkaç mağazayı gezdim. Zaman yaklaşmaya başlayınca yavaştan buluşacağımız kafeye doğru yürümeye başladım. Boş bir dükkanın önünde para kazanmak, belki de sadece eğlence için keman çalan bir genç vardı. O kadar güzel çalıyordu ki cebimden birkaç bozukluk çıkarıp ayaklarının biraz ucundaki siyah, yuvarlak şapkaya yavaşça bıraktım. Teşekkür edip çalmaya devam etti. Biraz daha orada oyalanıp kafenin önüne geldim. İçeride beni bekliyordu. Çok bekletmediğimi umarak içeri geçtim.

Kahvelerimizi içip biraz sohbet ettik. Biraz dolaşmak üzere hesabı ödeyip kalktık. Mağazalarda pek bir şey olmadığını istersem bir arka sokaktaki kitapçılara bakabileceğimizi söyledi. Ona katıldığımı dile getirdim ve kitapçılara doğru yol aldık. Biraz takıldık ve onu benim evimde kalmaya ikna ettim. Eve geldik. Selin çok yorulduğunu ve dinlenmek istediğini söyledi. Ona kendi odamı verdim. Sevinçle salona geçtim. Aylardır aradığım kitabı sonunda Taksim’in arka sokaklarındaki bir sahafta bulmuştum. Aynı gün heyecanla kitabı okumaya başladım.23. sayfaya geldiğimde el yazısıyla yazılmış bir not buldum.  El yazısı çok tanıdık geliyordu. Notu merakla okumaya başladım. Bir tarih, saat ve bir de adres yazıyordu. ’24.01.2018’,’13.00’, ‘Gül sokak no. 6 İstanbul’. Aldığım yer 2. el kitaplar sattığı için belki biri unutmuş diye ilk başta pek kafama takmadım. Ama sonradan fark ettim ki bu tarih ve saat benim doğum günüm. Yazının ve ev adresinin kime ait olduğunu da buldum. Babaanneme aitti bu yazı. Saatin geç olmasına rağmen merak ve az bir heyecanla babaannemi aradım ve bunların nedeni sordum. O da bu kitabı aldığını ve doğum günümü unutmamak için not aldığını ve unuttuğunu söyledi. Ah benim tatlı babaannem.

 

 

 

 

(Visited 34 times, 1 visits today)