Kalbinin Derinlikleri

”Bin yıldan uzun bir gecenin bestesidir bu.
Bin yıl sürecek zannedilen kar sesidir bu.

Bir kuytu manastırda duâlar gibi gamlı,
Yüzlerce ağızdan koro hâlinde devamlı,

Bir erganun âhengi yayılmakta derinden…
Duydumsa da zevk almadım İslâv kederinden.

Zihnim bu şehirden, bu devirden çok uzakta,
Tanbûri Cemil Bey çalıyor eski plâkta.

Birdenbire mes’ûdum işitmek hevesiyle
Gönlüm dolu İstanbul’un en özlü sesiyle.

Sandım ki uzaklaştı yağan kar ve karanlık,
Uykumda bütün bir gece Körfez’deyim artık!”

Arada kalmak… Bir taraftan kokusu burnunda tüten memleketin varken bir taraftan da yaşadığı yerin kültürüne duyduğu hayranlıkta boğulmak… Ne zor bir durumdur ki, üzerine şiirler yazılsa bile bu duygu karmaşasından çıkılamamıştır. Anneni mi daha çok seviyorsun yoksa babanı mı sorusundan farksızdır aslında, hangisini söyleyeceğini bilemez hep arada kalırsın.

 

 

 

 

Yıllardır yaşadığın yeri bırakmak çok zordur, oradan ayrılırken tüm çocukluğunu, hayallerini, yaşadığın güzel günleri de geride bıraktım zannedersin. Aynı Yahya Kemal’in hissettiği gibi, yalnız ve çaresiz… Ama orada yaşamaya başladıkça oranın güzelliklerini gördükçe pişmanlığın bir nebze olsa da azalmaya başlar günden güne de bu pişmanlık hayranlığa dönüşür. Artık oranın insanlarıyla, kültürüyle iç içesindir her ne kadar kendini oradan biri gibi hissetmesen de alışmışsındır artık. Ama bir yanın hala düşündükçe içinin ısındığı memleketindedir her ne kadar orada yaşamaya alışsan da. Ne demiştir Yahya Kemal, ”zihnim bu şehirden, bu devirden çok uzakta,Tanbûri Cemil Bey çalıyor eski plâkta.”

 

 

 

Yahya Kemal’i karamsarlığa sürüklemiştir canı İstanbul’dan ayrı kalmak. Tüm güzel anılarını orada yaşadığı, ilk aşkını, ilk kederini, ilk başarısını gördüğü yerdir İstanbul. Bu yüzden orayı bırakmayı İstanbul için bir ihanet gibi görmüş ama elinden bir şey gelmemiştir. Geldiği yerde tüm bu düşünceler kafasını kurcaladığı için ister istemez onu bir karamsarlığa sürüklemiştir. Bu karamsarlığını dışa vurabilmek içinse biraz önce belirttiğim şiir olan ”Kar Musikileri” ‘ ni yazmıştır.

 

 

Bu şiiri yazmasında ilham olan olayı şu şekilde anlatmıştır şair: ”Varşova`da elçilikte bulunduğum bir akşam odamda çalışıyordum. Dışarıda kar yağıyordu. Orada kar başladı mı günlerce aylarca durmadan yağar. İnsanda bin yıl sürecek bir yağış tesiri bırakır. Bir kuytu manastırda koro halinde söylenen dualar gibi gamlı ve bir erganun ahengi insanda ne tesir yaratıyorsa orada yağan karın öyle hüzünlü ve devamlı bir sesi vardır… Kar mûsikîsi işte bu atmosferin ürünü…”  Ve hikaye devam eder, kısa ama etkili bir hikayesi vardır bu şiirin. 11 yıl Fransa’da yaşayan Yahya Kemal bir gün İstanbul’a dönmeye karar verir. Döndüğünde ise İstanbul’da her şeyi Fransa ile mukayese eder ve en salaş dönemini yaşayan Osmanlı’nın hiçbir şeyini beğenmez. Bir toplantıda Tanburi  Cemil Bey ile tanışır. Tanburi Cemil Bey’in taksimleri, müziği Yahya Kemal’i mest eder. Kendisi bu hadiseyi “o gün benim önümde altın bir kapı açıldı. Ben o gün memleketimin kültürüne döndüm” diye anlatır. Üstüne bu olay da eklenince Yahya Kemal içinde yaşadığı bu yoğun duyguları şiire dökmeye karar verir ve ortaya edebiyatımız için değerli bir şiir olan ” Kar Musikileri” çıkar. Birçok defa bestelenen ve şarkı haline gelen bu şiir günümüze kadar gelmeyi başarır ve gelecekte gözleri doldurtacak vatan sevgisiyle ilgili şiirler yazacak olan bu şairin içindeki bu sevgiyi fark etme serüveninin bir kanıtıdır.

 

 

 

 

 

 

(Visited 70 times, 1 visits today)