Kalitenin Pahası

Bir alışveriş merkezine gittiğimizde, onlarca mağazanın içinden en güvendiğimiz en pahalı ürün satanı olur genellikle. Hatta ürünleri ucuz olan markaları “kalitesiz” olarak nitelendiriyoruz. Veyahut internetten bir şey sipariş vermeye kalktığımızda: masrafı az olanlara karşı hep bir şüphemiz oluyor. Peki kaliteyi ucuza satın alamaz mıyız?

“Kaliteli olan her şey pahalıdır.” sözüne katılmıyorum. Çünkü bu ifadeyi “her şey” diyerek genellemek oldukça saçma ve kesinlikle asılsız olur. Günlük hayatımda da tecrübe ettiğimden dolayı çoğu pahalı şeyin aslında kaliteli olmadığını biliyorum. Buna pek çok kez tanık oldum. Ürünler genel olarak gereğinden ve olduğundan fazla abartılıyor, fazla reklamları yapıldığından dolayı da göz boyuyorlar. Piyasada trend olan birçok şeyi “tasarım” adı altında korkunç pahalı fiyatlara satan yerler görmek mümkün. Ya da normalde 5 liraya bulabileceğiniz basit bir tişörtü sırf zengin bir semtte yer aldığı için bir mağazada 500 liraya satan görmek de öyle. Hatta aslında çoğu zaman biz bir şeyin kalitesinden ziyade sadece markasına o yüklü meblağaları ödüyoruz.

Bu konuyla ilgili yaşadıklarımdan bir örnek vermem gerekirse: Bir gün, günümüzde çok ünlü bir marka olan ve oldukça pahalı ürünler satan “v….” markasından babama hediye kartı gelmişti. Kartın içinde büyük bir meblağa yüklüydü ve o kartla mağazadan pek çok şey alınabilirdi. Babam hediye gelen karttaki parayla kendisine bir çift takım elbise, anneme de çanta ile cüzdan almıştı. Daha önce hiç ünlü bir markadan böylesine pahalı şeyler almadıklarından dolayı bu aldıkları ürünlerin bu denli pahalı olmasını da çok kaliteli olmalarına bağlamışlardı. En azından kullanmadan önce öyle sanmışlardı. Aradan çok geçmedi, yalnızca birkaç ay sonra annemin almış olduğu cüzdanın kenarları soyulmaya başladı, çantanın iç kısmında da yırtılmalar meydana gelmişti. Babam da kullandığı takım elbiselerden hiç memnun kalmadı. Daha sonrasında anladılar ki aslında satılan şeyin değerini kalitesi değil, markasının popülaritesi yani marka değeri belirliyordu.

Oysaki tüm bunların dışında “Kaliteli olan her şey pahalıdır.” iddiasının asılsız olduğunu açıkça gözler önüne seren şeylerden birisi de en basitinden bir pazara gittiğinizde bile çok uygun fiyatlara çok kaliteli olan ürünler bulmanızın mümkün olmasıdır. Kalite için illa ki bir servet dökmeniz ya da çok ünlü bir markadan giyinmeniz gerekmez. Hem zaten yazının başında da dediğim gibi marka değeri kaliteyi belirlemiyor.

Marka denilen şey sadece küçük bir yazıdan veyahut logodan ibaret. İnsanlar genel olarak bakıldığında bu küçük logolara sadece gösteriş meraklarından dolayı bu kadar para veriyorlar, kaliteli olduğunu düşündüklerinden değil. Öte yandan hem bir marka ürününe servet döküp sadece 1 parça alabilmekten hem de kalitesinden memnun kalmama gibi bir ihtimalin korkusu içinde kalmaktansa az para ödeyip 5-6 parça alabilmek, kalitesi düşük çıkarsa da verilen para az olduğundan dolayı korkusunu pek duymamak çok daha iyidir.

Aslında asıl anlatmak istediğim şey görünüşe ve yapılan ürün reklamlarına boş yere aldanılmaması, boş yere markası için kalitesiz ürünlere para akıtılmaması. Bunun yerine uygun fiyata da güzel kalite bulunabileceğinin farkına varılması.

(Visited 36 times, 1 visits today)