Karadelik

Bu hayatın amacı nedir ki? Yaşıyor olmak mı, bir şey mi başarmak veyahut bir şey mi hissetmek? Bu hayat gerçeklik ile hayallerin birleşimidir. Lütfen hayal dediğime bakmayınız ben sadece olumlu bir şey eklemek istedim. Bu hayat, bir sabah başınızı cama dayayıp hayal kurdururken aynı sabahın akşamı ağlatan şeydir.

İnsanlara iki seçenek verilmiştir bu hayatta. Birisi yasak diğeri ise imkânsızdır. Yasak olan gözümüze daha çekici gelir zaten her seferinde, çünkü kolaydır o. Öyle bir duruma sokar ki yasağın yasak olduğunu unuturuz. Öyle bir duruma sokar ki hayal kurmanın tanımını unuturuz.

Lütfen etrafınıza bakınız. Kaç tane ölü ruh var etrafınızda? Acaba kaç tanesini görebiliyorsunuz? İşte bu ruhlar hayal kurmayı bırakan, hayal gücü elinden alınan kişilerindir. İşte bu ruhlardır hayal kuramayan. Nedendir ki umut edemez bu ruhlar? Bunun birçok nedeni vardır aslında, örnek vermek gerekirse; başarısız olma düşüncesi vardır hayal kurmalarını engelleyen, yargılanacağın düşüncesi vardır hayalleri unutturan. İşte bunlardır ümit etmekten soğutan, işte bunlardır ruhları öldüren düşünceler.

Başaramayacağın düşüncesi kendini kendine ezdirir. Aynada kendine bakamaz hale gelirsin, kendinden nefret edersin. Bakamazsın çünkü başarısız bir insanla göz göze gelmek istemiyorsun hele ki bu insan sen isen. Kendinden nefret ettiğin kadar kendinden nefret ettiren bu dünyadan da tiksinirsin.

Bir de bunun farklı bir bakış açısı var. Hem kendinin hem de başkalarının düşüncelerine maruz kalmaktan ibarettir bu bakış açısı. Ne kadar lanet bir şeydir bu yargılanmak! Onların ne düşüneceğini, ne diyeceklerini umursamak. Çok önemliymişçesine bu düşünceleri günde aklımızdan bin defa geçirmemiz nasıl bir ıstıraptır? ‘Böyle yaparsam ne diyecekler’ gibi düşünerek hareketlerimizi engellememiz ayrıca bir acıdır.

Topluluğun istediği şekle girmek için uğraşmak, diğerleriyle aynı olmak için çabalamak. İşte bunlar da bir sebeptir ruhumuzun ölmesine. Hayal edemeyen bir ruh ölüdür zaten ama bundan öncesinde sessizliğe bürünür. Bu düşünceler zihnimizde geçerken durgundur aslında ruhumuz. Düşünürüz, yapmaya çalışırız, topluma ayak uydurmaya çabalarız. İster kıyafetin olsun ister hareketlerin ister kurduğun cümlelerin hepsi değişir bir anda.

Bir gruba ayak uydurmaya çalışırız, olmadığımız kişi oluruz. Sonra ruhumuz ölür ve her şeyi bırakırız. Hayatımızın anlamından koparız. Bu sefer ya sessiz olan ruhumuz değil de biz olacağız ya da artık pes edeceğiz. Pes etmek dediğim aslında artık kim olduğunu umursamamaktır, artık kim olduğunu unutmaktır.

Ruhunuzun öldüğü, sevdiğiniz hiçbir şeyin kalmadığı, kendinizi tanıyamayacağınız hatta aynaya bile bakmak istemeyeceğiniz bir dünya hayal edin. Benim hatam hayal edin dedim, gerçekten hala hayal edebiliyor musunuz ki?

İlk başta anlattığım iki şıkkı hatırlıyor musunuz? Yasak olan ne kadar güzel gözüküyor değil mi? Diğer seçeneği göremiyoruz bile, işte bu haksızlıktır. Yasak olanın gözünüze bu kadar güzel gelmesi haksızlıktır, diğer seçenek için uğraşacak gücümüzün olmaması haksızlıktır. Böyle bir şey olmamalı, itiraz etmeliyiz, haykırmalıyız, dur artık demeliyiz! Kime peki?

Hayatın kendisine. Acıların sebebidir o, acıyı yaratandır o. Tekrardan etrafınıza bakınız. Bu sefer kaç tane yaşayan ruh görüyorsunuz? Neden daha fazla değil? Çünkü etrafınız acılarla kaplı. Olmak istediğiniz kişi ile olmak zorunda kaldığınız kişi ile bir savaş veriyorsunuz çünkü.

(Visited 50 times, 1 visits today)