Kararsız Denge

Elimizde iki adet görüş var, bir tarafta “İnsan doğası gereği iyidir.” varken diğerinde ise “İnsan doğası gereği kötüdür.” bulunmakta. İnsanlar bu konu hakkında belki de yüzyıllardır tartışıyorlar, fakat bu öyle bir konu ki bunca zamandır net bir sonuca varılmamış, belki de hiç varılmayacak. Büyük ihtimalle insanları keskin bir çizgiyle ikiye bölen bu konu hakkında benim fikrimi soracak olursanız biraz daha farklı düşünüyorum sanırım ve aynı düşünceyi paylaştığım pek çok insan olduğundan da eminim.

İlk önce “İnsan doğası gereği iyidir.” görüşünü ele alalım. Aslında birçok yönden fazlasıyla optimist bir görüş. Hatta bir noktada “hayatı toz pembe görmek” deyiminin somutlaşmış hali gibi bence. Fakat gereğinden fazla iyimserlik de birçok şey gibi bize zarar verecek sonuçlara sebep olabilir. Belirttiğim görüşe katılan insanlar hayatın gerçeklerini ve kötülüklerini belki görmemiş belki de gördükten sonra incinmiş ya da incinecek kişiler olduğunu varsayıyorum. Ve bu kişiler eninde sonunda insanın doğası gereği kötülüğü de içinde barındırdığını kabul etmek zorunda kalacaklar maalesef. 

İkinci görüş olan “İnsan doğası gereği kötüdür.” görüşüne gelecek olursak yorumlarım ilk görüş ile benzer aslında, fakat birkaç eklemem daha olacak. İlk görüşün tam tersine bu görüş de fazlasıyla pesimist demeyeceğim fakat pesimist bir tarafı elbette yok değil. Bir bakıma bu görüşü “İnsan insanın kurdudur.” anlayışına bağlayabiliriz kolayca. Aynen birinci görüşte olduğu gibi bu görüşteki insanlar için de şunu diyeceğim ki, bir insan saf kötülükten oluşabilir fakat saf iyilikten de oluşabilir bu bakış açısıyla. Aynı zamanda bir insanın içindeki kötülük “saf” olmak zorunda da değildir her zaman, içinde bir iyilik barındırıyordur belki de. 

Benim düşüncelerime gelecek olursak, “insan doğası” kısmından başlamak istiyorum. İnsan doğası dediğimiz şey aslında nedir ki? Bunun hakkında bir genelleme yapmanın pek de doğru olduğunu düşünmüyorum. İnsan doğasından bahsederken elbette doğuştan gelen bir yapıyı ele alıyoruz fakat devamında tamamen insanın etrafındaki koşullar doğrultusunda değişen bu “insan doğası” her zaman aynı kalmayabilir. Tamamen iyilikler ve güzelliklerle dolu, kötülüklerden uzak büyüyen bir çocuğun hayatının geri kalanında kötülüğü asla seçmeyecek diye bir yorum yapamayız ama yine de iyiliği seçme ihtimali her zaman ağır basacaktır. İnsan doğası böyle koşullarda değişip şekillenebilen bir şey benim gözümde. İnsan, doğası gereği hem iyiliği hem de kötülüğü barındırır içinde, hangisini seçeceği ya da zamanla hangisinin ağır basacağı tamamen insana ve çevresine kalmıştır. 

İnsan doğasının şekillenmesinin başka bir etkeni de akıldır. Neyin doğru neyin yanlış olduğunu idrak etmemizi sağlayan akıl sayesinde içimizde hali hazırda bulunan iyiliği veya kötülüğü seçebilir. Eğer bir insan bilinçli bir şekilde iyiliği veya kötülüğü seçerse buna daha fazla insan doğası diyemeyiz çünkü bu yalnızca bir seçimden ibarettir. Fakat bu seçime kadar çoktan şekil almış ya da hala şekil almaya devam eden insan doğası, insanın yetiştiriliş biçimi ve çevre faktörleriyle alakalıdır. 

Son bir örnek olarak Yin ve Yang’dan bahsetmek istiyorum. Hepimizin bildiği bir kuramdır bu. Bu kurama göre zıt kutuplar hiçbir zaman sabit değillerdir, aksine sürekli değişir ve dönüşürler. Aralarındaki bu denge sayesinde zıt kutuplar her zaman birlikte vardır, kararlı veya kararsız hallerde. İşte bu sebeple şu sonuca varıyoruz ki; her iyiliğin içinde bir kötülük ve her kötülüğün içinde bir iyilik vardır. İnsanın içindeki iyilik ve kötülük dengededir en başta. Bu zıt kutuplar başta kararlı bir dengedeyken zamanla kararsızlaşması en olası sonuçtur.

(Visited 3 times, 1 visits today)