Kargaşa

Sıradan ve kavurucu bir yaz günüydü. Erkek                                                                                                   kardeşimle beraber askeri kampta birkaç arkadaşımızla birlikte çalışıyorduk. Raon ve Lizotto arasında yaşanan gerginlikler nedeniyle, asker olarak her zaman tetikte beklememiz gerekiyordu. İşte her şeyin başladığı gün de o gündü.

Yemek molası için toplanmana alanında toplandık. Yemek yerken içeri teğmenimiz girdi ve hepimize şok edici haberi şu sözlerle verdi: “Başka birisi söylese inanmazdım ama maalesef kendi gözlerimle gördüm. Komutan Albert ölmüş! Hayır, öldürülmüş!”.

O anda toplanma alanındaki herkes şok içindeydi. Askerlerin gözleri âdeta “Bu nasıl olur?” der gibiydi. Biri teğmene, bunun bir intihar olmadığını nerden bildiğini sordu. Sonra teğmen konuşmasına devam etti: ”Yerde iki tane mermi kovanı vardı ve vurulduğu yer alnının tam ortasıydı. Bu da bize bunun bir intihar olmadığını söylüyor.” Dedi. Ardından bunun sorumlusun bulunana kadar kimsenin oradan ayrılmaması emrini verdi. Bu çok ciddi bir durumdu. Aramızda bir ajan vardı.

Ortam çok gerginleşmişti. Kardeşim ve ben birbirimize destek oluyorduk. Herkes birbirinden şüphelenmeye başlamıştı. Birkaç dakika sonra bir problem çıkacağı belliydi. Bazı askerler o gergin ortama dayanamadıkları için bayıldı. Bazıları ise orda kalmanın sadece zaman kaybı olduğunu, ayrılıp katili hep beraber aramamız gerektiğini savunuyordu. Gergin bekleyiş, teğmenin mekâna hızlı ve öfkeli adımlarla girmesiyle bozuldu.

Herkes şaşkın hâlde sorular soruyor ve bir cevap bekliyordu. Gelen cevap beklenilenden çok farklıydı. Kısık ve ürpertici bir sesle “Her şey kurtuluş için.” dedi. Bunu demesiyle yerdeki bombaların patlaması ve ordunun mermi yağmuru altında kalması bir oldu. Ben ise vurulmamıştım ama kafama çok sert bir darbe aldığım için bilincim yavaşça kapanıyordu. Tüfeklerin sesleri ve namluların ucundaki flaşlar arasında gördüğüm son şey kardeşimin yüzüydü.

Her şey çok hızlı gelişti, kendime geldiğimde havaalanındaydım. En azından oradaki tabelalar ve uzun, geniş koridorlar bunu söylüyordu. Bir sandalyeye bağlıydım. Etrafımda ise yüzlerini tam göremediğim uzun boylu adamlar vardı. Hepsi de aynı üniformayı giymişti. Aklıma ilk gelen şey kardeşim oldu. “Kardeşime ne yaptınız?!” diye bağırdım. Arkamdan çok ses yapmamamı söyleyen bir ses duydum. Epey korkutucu bir sesti. Sesin kimden geldiğini görmek için arkamı döndüğümde ördüğüm şey ise sesten daha korkunçtu. O benim kardeşimdi! “Bu nasıl olabilir?” diye kendime sordum. Şok içerisindeydim. Şaşkınlığım henüz bitmemişken kardeşim bana gülümseyip şu sözleri söyledi: “ Artık senin gözlerini açtığımıza göre asıl işe başlayabiliriz.”

(Visited 5 times, 1 visits today)