Karşılanamayan Beklentiler

Kişiden kişiye hayattaki hedefler ve amaçlar değişir. Peki hedefleriniz ve ilgi alanınızda olmayan bir takım ders olayları yüzünden ailenizin gereksiz yere okulla alakalı baskılarını hissediyor musunuz? Çoğumuz hissediyor ve yaşıyoruz. Peki, bunu nasıl engelleyebiliriz? Hiç buna çözüm aradık mı? Kendimizle alakalı bir şeyleri değiştirsek, etkisi olumlu yönde olur mu? Kendimize bu “eziyeti” biz mi yaşatıyoruz? Bu sorular eminim ki sizin kafanızda da büyük bir yer edinmiştir. Belki de sorun ailelerimizde ve bizde değildir? Olaylara bu yönle bakanınız elbet olmuştur. Kimin haklı kimin haksız olduğu belirli yönlerde de değişmekle birlikte bazı durumlar bizim bile kontrolümüz altında değil.

Çoğumuzun sınav haftasına yakın duyduğu cümleler aynıdır. “Yeterince derslerine çalışmıyorsun.”, “Başarısız mı olacaksın?”, “Bu böyle gitmez.” gibi. Hatta bazen “Çabuk kalk ve derslerine çalış!” veya “Hayır, oturup dersine çalışacaksın!” gibi emir cümleleri duymamızda normaldir. Bu durumun farklı olmasını hepimiz isteriz. Bazılarımız daha ağır cümlelere maruz kalmakla birlikte bazılarımız ise hiç bu cümleleri duymuyor. Peki, biz öğrenciler arasında fark var mı? Aslında hem evet, hem hayır. Kimimiz 5 kere okuyup 5 soru çözdüğünde kavrıyor konuyu, kimimiz ise 10 kere okuyup 10 soru çözdüğünde. Peki buna “fark” diyebilir miyiz? Kısacası, evet. Bu aslında tamamen çalışmaya bağlı. Fakat gördüğümüz bazı kişiler kafasını kitaplardan bile kaldırmıyor. Bu onlar için iyi bir şey mi? Derslere ağırlık verdikçe sosyal hayatımızdan ödün vermemiz gerektiği gerçekliğiyle beraber aynı zamanda sosyal hayatımızdaki aktiviteleri arttırdıkça ders performansımızın düştüğü de ayrı bir gerçek. Bunu dengelemek mümkün mü? Evet, mümkün ama bunu dengelemek kişiden kişiye değişmekle beraber okuduğunuz okul ve sahip olduğunuz sosyal hayata da bağlı. Bunu ailemizin nasıl anlamasını sağlarız peki? Bunu cidden bende bilmiyorum. Dışarıdan bakılınca sadece eğlenmeye odaklı ve okulu umursamayan insanlar gibi gördüğü zamanlar oluyor ailelerimizin.

Peki, derslerimizi hallettik varsayalım. İşler rayına oturdu, ortalama bir not derecesiyle sosyal hayat ve ders dengesini bir şekilde kurmayı başardık. Ebeveynlerimiz bu durumu hoş karşılayacaklar mı? Onların düşünceleri ne olacak? Yine üzerimize baskı kurdukları zamanlar olacak çünkü yetersiz görecekler, daha fazlasını isteyecekler. Gerçekçi olmak gerekirse Ailenizin beklentilerini değil, kendi beklentilerinizi karşılamanız doğru olandır. Bazen sadece ailemizden ve çevremizden duymak istediğimiz “Sınıfın en iyisi olmak zorunda değilsin.” gibi cümlelerdir belki? Bana kalırsa “notların çok kötü olmadığı sürece ortalama notlara sahip olmak iyidir.” gibi bir düşünce yeterince mantıklı ve genel olarak “iyi”. Sonuçta hobilerimize ve diğer becerilerimize, ilgi alanlarımıza vakit ayırabilmemizde gerekiyor. Bunlar bizi mutlu eden aktiviteler. Kimimiz ileride müzik üzerine ilerleyip meslek haline getirmek isterken, kimimiz ressam olmak ister. Hayallerimizi yaşayabilmemiz için bunlara da vakit ayırmamız gerektiğini herkes bilmeli. Evet, bu işlerde iyi yerlere gelmek istiyoruz fakat yeterince üzerine gidip vakit ayırıyor muyuz? Herkes hayalinin üstüne en iyi şekilde gidip işini elbet iyi yapmak istiyor. Müzikle ilgilenen birinin matematikte sınıf ya da okul birincisi gibi bir statüye ihtiyacı yok. Aynı şekilde de bir mühendisin iyi enstrüman bilgisine ihtiyacı yok. Herkesin kendine yeterliliği farklıdır. Kimisine not olarak 50 yeter, kimisine 70. Standartlarınız ve ortalamanız kendinize göre şekillenir, hedeflerinizi ve geleceğinizi kendinize göre planlayın. Her şeyde iyi olmanız ileride mutlu olacağınız ya da huzurlu olacağınız anlamına da gelmiyor. Yaptığınız işte en iyisi olmasanız bile sizin hissettiğiniz mutluluğu hiçbir birincilik veya statü veremez. Her şey sizin elinizde.

(Visited 3 times, 1 visits today)