Kayıp

En yakın arkadaşlarım ve ben hiçbir zaman ayrılmazdık. Hepimiz aynı liseden mezun olmuştuk. Her şey dört kişilik arkadaş grubumuzdan Pelin’in birdenbire ortadan kaybolmasıyla başladı. Mezuniyetimizde hep beraberdik, hayatımızın en güzel günlerinden biriydi. Ertesi sabah hayatımızın değişeceğinden bihaberdik. Balodan sonra Pelin’den hiç haber alamadık. Merak edip evine gittik ama ev bomboştu. Belki acil bir durum söz konusu olduğundan bize haber veremeden gittiğini düşünüp bu işin peşini bırakmıştık. Fakat uzun süre haber alamayınca meraklanmaya başladık. Birkaç gün sonra bir mektup alınca her şey değişti. Mektupta “Beni bulun.” yazıyordu yalnızca. İlk aklımıza gelen, Pelin’den gelmiş olabileceğiydi. Bu ihtimal bile bizi endişelendirmeye yetmişti. Aklımızda yüzlerce soru vardı. En önemlisi ise daha aklımızdaki sorulara cevap bulamazken Pelin’i nasıl bulacaktık.

İlk aklımıza gelen ailesine ulaşmaktı. Defalarca annesini aradıktan sonra telefon açıldı. Konuşan kişinin Pelin’in babası olduğunu anladık. Hiç susmadan aklımızdaki soruları sormaya başladık. Adam bir tanesine bile cevap vermeden bizim bir şey bilip bilmediğimizi öğrenmek istedi. Gelen mektubu ve başka bir şey bilmediğimizi anlattık. Karşıdaki ses hüzünlü bir şekilde polise gittiklerini ve mektubu getirmemiz gerektiğini söyleyip telefonu yüzümüze kapattı. Aradan geçen birkaç saatten sonra telefonuma gelen mesajı fark ettim. Mesaj Pelin’in annesinin numarasından geliyordu. Bir adres vardı. Hiç düşünmeden taksiye binip adrese gittik. Adres bize çok da uzak olmayan bir evi gösteriyordu. Pelin’in babası Altan amca bizi kapıda karşıladı. Arkadaşlarım Işıl, Ayça ve bana sarıldı. Şaşırdığımız için olduğumuz yerde kaldık. Bizi içeri davet edip olanları anlatmaya başladı. Bizim de tahmin ettiğimiz gibi aceleyle eski evlerinden buraya taşınmışlardı. O gün onları bulamamamızın sebebini öğrenmiş olduk. Daha sonra birkaç gün önce polise gittiklerini anlattı. Bizim bildiğimizin aksine yalnızca bir hafta önce kaybolmuştu Pelin. Altan amca mektubu göstermek için karakola gitmemiz gerektiğini söyleyince hemen toparlanıp yola çıktık. Olanları bir de polislere anlattık. Polisten aldığımız “Maalesef mektuptan bir şey bulamadık.” cevabından sonra evlere dağıldık. Aradan geçen iki günün ardında bu sefer de Işıl’ın evine bir mektup gelmişti. İlk aklına gelen bizi çağırmak olmuş. Evine gittiğimizde mektubu bize de gösterdi. Bu sefer bir adres yazıyordu. Polise gidersek yine kanıt bulamayacaklarını düşünerek harekete geçtik ve adrese gitmeye karar verdik. Yine bir evle karşı karşıyaydık. Işıl ve Ayça’yı arkama alıp önden gittim. Kapının üstünde bir yazı olduğunu fark ettik fakat uzakta olduğumuzdan okuyamıyorduk. Yaklaştıkça netleşen yazıyı sonunda okuduğumuzda biraz olsun korktuk ama işin ucunda Pelin’i bulma ihtimalimiz vardı. Tereddüt etmeden “Girilmez!” yazan kapıyı ardına kadar açmış bulundum. Karşımızdaki manzara ürkütücüydü. Her odası yıkık dökük olan bir eve giriyorduk ve korkmamız çok doğaldı. Ayrılıp odalara bakmaya başladık. Alt katta kimseyi bulamayınca yukarı çıkmaya karar vermiştim. Tam yukarı çıktığımda biri kapıyı çalmaya başladı.

Hepimiz olduğumuz yerde donakaldık. Hızlıca aşağı inip yanlarına gittim ve beraber kapıya doğru ilerledik. Bulunduğumuz korkutucu atmosfer yetmezmiş gibi tanımadığımız bu yerde daha da korkmaya başlamıştık. Evin içinden bir şeylerin kırıldığını belli eden sesler geliyordu. Gıcırdayan kapıyı açtığımızda gözlerimize inanamadık. Karşımızda Pelin duruyordu. Hemen yanımıza gelip bize sarıldı. Pelin’i bulmamızın verdiği mutluluk ve aynı anda üstümüze çöken hüzün hissi bizi kördüğüm gibi bir duygu karmaşasına sürükledi o an. Bir hafta içinde her şey tekrar normale döndü. Ne kadar sorarsak soralım hiçbir şey anlatmıyordu Pelin. Her seferinde bu işin peşini bırakmamızı söylüyordu. Ama biz kararlıydık, arkadaşımızın başına her ne geldiyse bunu bulmaya kararlıydık, bulacağımıza emindik de diyebilirim.

(Visited 45 times, 1 visits today)