Kısa Bir Öykü, Büyük Bir İz

Her birimiz kısacık bir öykünün kahramanlarıyız. Ne bir sonraki sayfamız belli şu dünyada, ne de yazar biziz. E, böyle bir öyküde okuru etkileyebilmek, yazarı tatmin edebilmek pek kolay değil. Demem o ki, bu dünyada ”iz bırakabilmek” adı altında iş başarabilmek her babayiğidin harcı olamaz.

Varlıklarını artık bu dünyada sürdürmeyen fakat hâlâ hafızalarımıza adeta yapışıp kalmış büyük insanlar, iz bırakabilmiş insanlardır. Bıraktıkları her iz, bize onları anımsatırken yaşamıyor olmalarının verdiği ”yokluk” kavramını tam olarak kullanmamıza da izin vermez. Çünkü bir şeyin ”yok” olması, onunla ilgili her şeyin ”yok” olması demektir.

Bir yazarın kitabı, bir şairin şiiri, bir müzisyenin bestesi ya da bir oyuncunun filmi bir gün bir yerde birinin kalbine dokunur, birini ağlatır, birinin hayatını değiştirir ya da en azından biri bunlar için vakit harcarsa artık o yazarın, şairin, müzisyenin, oyuncunun varlığından kimse şüphe edemez.

Anlatmaya çalıştığım şey şu: Aslında herkes bu dünyaya iz bırakmak için gelir. Ya da en azından şöyle diyelim: Herkes iz bırakabilir. Bu da aslında yaptığımız şeyi ”benzersiz” yapmaktan geçer. Onu ”farklı” kılmaktan…

Diyelim ki bir mimarsınız. Elinize yeni bir proje fırsatı geçti. Huzurevinde mimari bir eksiklik yaşlıların sıkıntı çekmesine sebep oluyor ve bunu çözmek de size kalıyor. Meslektaşlarınız işe koyuldu bile. Hepsi kütüphanelerde, internette yeni fikirler, tasarımlar arıyor. Siz de bilgisayarınızı açıyorsunuz ama araştırmak için değil. Huzurevine bir randevu için… Oradaki yaşlılarla konuşup şikayetlerini, arzularını dinlemek için. İşin sonunda en iyi planın sizde olacağından şüpheniz olmasın.

Bu örnekten de anlaşılabileceği gibi bazen en iyi yol sürüyü takip etmek değildir. İşini iyi yapmak kişiyle ilgilidir. Kişinin kendisi öyle özdeşleşmelidir ki yaptığı işle, ona gece gündüz vakit harcamalıdır. Özenmelidir işine. Yeni alınan değerli bir eşya gibi… Aradan ne kadar zaman geçtiğinin bir önemi olmamalıdır kişi için. İşi için zaman kavramını unutabilmelidir. Elinden geleni yapmak için öyle odaklanmalıdır ki meslektaşlarıyla kıyaslanmaya vakit bulamamalıdır. İnsanların -en kötü işi yapıyor olsa bile- ona hayranlıkla bakmalarını sağlamalıdır.

Martin Luther King’in bir sözü var: ”Eğer sizden sokakları süpürmeniz istenirse Michelangelo’nun resim yaptığı, Beethoven’ın beste yaptığı veya Shakespeare’in şiir yazdığı gibi süpürün. O kadar güzel süpürün ki gökteki ve yerdeki herkes durup burada dünyanın en iyi çöpçüsü yaşıyormuş desin.” Uzun lafın kısası işinizi öyle bir yapın ki sonucuna bir bakan bir daha baksın, işiniz eşsiz olsun ve şu kısacık öyküde sizin de bir iziniz olsun.

(Visited 26 times, 1 visits today)