Koku

‘Girilmez!’ yazan kapıyı ardına kadar açmış bulundum. Bir koku… Ne vanilya gibi güzel ne de ter kokusu gibi kötüydü bu koku. Hatta kimilerine göre basit, kimilerine göre ilgi çekici bir kokuydu bu sanki.

Havalar çoktan soğumuş, etrafın bembeyaz olması dört gözle bekleniyordu. Çok yakında bu yaşanacak gibiydi. Havalar artık sabahları ve akşamları kızıla bürünüyor, herkesin içini umut kaplıyordu. Sıcacık battaniyenin altında en sevdiğimiz içeceğimizle oturup gökyüzünden ağır ağır dökülen küçücük, beyaz topları izlemek çok huzur verici bir olaydı.

Kuru lavantaya benzeyen bu kokuya aldırmadan etrafa bakındım. Hemen sağımda bir merdiven vardı. Eski, koyu gri ve biraz da paslanmış merdivenler hem merak hem de korku uyandırıyordu içimde. Yavaşça aşağı bakındım. Hafif mor bir ışık görüyordum. Merakım giderek artıyordu.

Hava yine kızıllığını beli ediyordu. Her cuma iş çıkışı, cumartesi ve pazar akşamları düzenli olarak gittiğim canlı müzik olan kafeye doğru yola çıkmıştım. Bir yıla yakın süre boyunca geliyordum bu kafeye. Beni çeken bir şey vardı sanki burada. Sahibiyle kaynaşmış, çalışanlar ile çok iyi arkadaş olmuştum.

Ağır hareketlerle merdivenlerden aşağı iniyordum. Koku giderek artıyor, hatta kokunun asıl sebebi ortaya çıkıyordu. Nane ve lavanta. Mor diye gördüğüm o ışık gittikçe laciverte dönüyordu. Adımlarımı yavaşlattım. Her aşağı doğru yaklaştığımda ışık giderek başka renklere dönüşüyordu. Mavi, mor, pembe, kırmızı, turuncu, sarı, yeşil ve tekrar mavi…

Döner merdiven Paris Fransa - Royalty-free Merdiven boşluğu Stok görsel

Kafeye geldiğimde içeride pek de insan yoktu. Sakin bir gündü cuma olmasına rağmen. Aldırmadan her zamanki köşeme gidip oturdum. Sahneye vuran sarı, loş ışıklar ortama çok hoş bir hava katıyordu. On beş dakikaya kalmadan etraf dolmaya başlamıştı. Bana doğru yönelen bir kadın izin isteyerek karşıma oturdu. Tanıştık. Sohbet ettik. Bir şeyler içerek ortamdan bahsediyorken iki üç kişi daha bize katıldı derken yedi kişiyi bulduk. Çok eğleniyordum. Daha önce bu tarz bir durum içinde olmamıştım. Herkes kendinden ve hayatından bahsediyordu. İzin isteyerek tuvalete gittim. Tuvaletlerin olduğu yerin biraz ilerisinde ve sağda ‘girilmez’ yazan kapıyı görünce biraz garipsedim. Ne zamandır burada takılmama rağmen ilk defa görüyordum bu kapıyı.

Tıpkı ışıkların rengi gibi koku da farklı geliyordu artık. Güzel. Fakat tehlikeli. Buraya girmenin iyi bir fikir olup olmadığını düşünüyorken kapı sesi duydum ve telaşla merdivenleri sonuna kadar inip merdiven boşluğuna sokuldum. Biraz bekledim. Ne bir hareketlenme ne de bir ses vardı.

Kafenin bar kısmına geçerek bir şeyler daha istedim. Umursamazcasına ‘girilmez’ yazan kapı hakkında soru sordum barmene. Bir fikri yokmuşçasına cevap verdi. Hemen arkasında duran yeni eleman ise çekinerek ve kuşkuyla göz ucuyla beni inceledi. Teşekkür ederek yeni arkadaşlarımın yanına geçtim.

Başım dönüyor, nefes alıp vermekte zorlanıyordum. Aşağı vardıktan sonra etrafı incelemeye koyuldum. Sandığımdan daha büyük ve daha karanlıktı. Kokunun yoğunluğu artmış ışık ise değişmeyi bırakmıştı. Sadece mor. Biraz daha ilerledim. Yürümekte zorlanıyordum. Soğuk ve siyah duvarlardan destek alarak yürürken daha da geniş bir odada buldum kendimi. Sıra sıra dizilmiş beyaz renkte çiçeklerin olduğu bir odaydı bu. Orkideye benziyorlardı. Peki ya lavanta kokusu? Anlam veremedim. Gözlerim kararıyordu. Giderek güçsüz bir hal alıyordum. Kendimi yerde buldum. Zehirlenmiş hissediyordum.

Birkaç kişi evlere dağılmış, yerlerini başka insanlar almıştı grubun. Hızlıca tanışarak ben de katıldım sohbete. Yoktan var olan o kapı aklımı kurcalıyordu. İlerleyen saatlere müsaade isteyerek kalktım. Gitmeden tekrar kapının olduğu yere uğramadan edemedim. ‘Girilmez!’ yazan kapıyı ardına kadar açmış bulundum.

(Visited 33 times, 1 visits today)