Korkularımızı Nesneleştirmek

Bazı genel yargılar vardır ki kimse bu yargıların gerçekleşmesini istemez. Örneğin başa gelen kazalar, parasal açıdan sıkıntılar, sağlık problemleri…vb. Bu tür olaylar hayatın her faslında başımıza gelebilecekken bunları bir simgeye veya bir olaya bağlayarak ve bu simgelerden olabildiğince uzak kalarak hayatın gerçeklerinden kurtulabileceğimizi sanırız. Kara kedinin uğursuzluk getirdiğine inanılır öyleyse kara kedi görmezsek hiçbir zaman kötü bir hadise yaşamayız. Bir inanış biçimi olarak baktığımızda, bu simgelerden kurtulursak aslında batıl inancı huzurun bir göstergesi olarak varsayabiliriz.

 

Hayatı kendi akışına bırakıp kendimizi öğrenmeye verince aslında fark ediyoruz ki korku veya uğursuzluk gibi tanımlar hayatımızda belli bir kavramı karşılamıyor. İnsanlar bu korkulardan kaçmak adına bu korkularını nesneleştirerek onları besliyor. Bir bakıma korktukları şeyleri kendileri seçiyorlar. Voltaire demiştir ki, Batıl inanç ve bilgisizlikten oluşan fanatizm bütün asırlar boyunca bir hastalık olmuştur. Yani akıllarımızda bir rahatlama gibi yer etse de aslında korkunun çıkış kaynağıdır.

 

Olumsuz batıl inançların yanında bazen kulağa absürt gelse de iyiye ve şansa işaret edenler de vardır. Örneğin hayatını düzene koymamış bir insan sırf avcu kaşındı diye bir yerden para kazanacağını düşünmemelidir. Buradaki asıl mesele kişinin para kazanacağını düşünüp düşünmemesi değil hayatının tek dayanağını bir batıl inanç yapıp yapmamasıdır. Çünkü sonuçları hayal kırıklığı ve müteessir olmak olabilir.

 

Bilim insanları, yazarlar ve sanatçılar genellikle batıl inanç ve bilgisizliğin, eğitimsizliğin arasında bir etkileşim olduğunu savunur. Agatha Christie, ünlü cinayet romanı yazarı, eserlerinde insan korkusunu esas alır ve olay örgüsünü buna göre tasarlar. Batıl inançlar hakkındaki sözü ise, Batıl inançları kökten kazımak uzun zaman ister, bir de eğitim tabii, eğitimin olduğu yerde asılsız inanışların olmadığına yöneliktir.

 

Psikolojik bir rahatlama olarak görülen bu inanışlar çok basit olarak görülse de aslında ülkeleri dolayısıyla da tüm dünyayı kolayca etkiliyor. İnsanlar kararlarını inanışlarına göre veriyor, kendi adlandırdığı şeylerden korkuyor ve mutsuz bir hayat sürüyor. Oysaki bilginin ışığı her zaman onları aydınlatmak için orada bekliyor.

Hiçbir tutarlı kanıta dayanmayan birtakım geleneklerin, inanışların korunmasında ısrar eden milletlerin ilerlemesi çok güç olur, belki de hiç olmaz.  -Atatürk

 

Kalıplaşmış yargılardan uzaklaşmalı ve kendi doğrularımızı kendimiz bulmalıyız. Geleceğimiz hakkında bir karara varmak için bilgilerimizden yararlanmalıyız aslını bilmediğimiz simgelerden değil. Örneğin günlük hayatınızda ayna kırıldıysa parçaların elinize batıp kesmesinden endişe duyun getireceği 7 yıllık uğursuzluktan değil.

(Visited 24 times, 1 visits today)