Koşturmaca

Ceketini ilikledi, kemerini bağladı, kravatını taktı, arabaya bindi… Ama bir şey eksikti. Anahtar, doğru ya! Hemen geri döndü, kapıya yöneldi. Bir sorun vardı ve birden anladı ki anahtarı içeride bırakıp kapıyı üzerine kapatmıştı. Aslına bakılırsa bu durum ona bir sorun teşkil etmeyecekti çünkü evinin penceresinin açık olduğunu farketti. Her zaman ilginç çözüm yolları bulurdu, bu onu özel yapan yeteneklerinden biriydi. Pencereyle birkaç saniye süren garip bakışmadan sonra başarılı bir hamleyle pencereden eve ters takla atarak girdi. Anahtarını kaptığı gibi gözden kaçırdığı babadan yadigar gümüş kol saatini de yanına aldı.

Bugün şansı yaver gitmiyordu, arabadan inerken el frenini çekmeyi unutmuştu. Araba sokağın karşı tarafına, yeni taşınan yaşlı hanımefendinin yeni ektirdiği ahududu çalılarının içine girmişti. Arabası dallardan birkaç ufak çizik almış olsa da, çalılar için durum o kadar da iyi gözükmüyordu. Yaşlı hanımefendinin tatilden sadece bir hafta önce dönmüş olması, onun için işleri biraz raydan çıkartacak gibiydi. Ama birkaç basit çalıya gelen hasarı tartışarak gününü harcayamazdı. Birkaç dakikadır arabasına anlamsızca bakıyordu, bugün herhalde kendisinde değildi. Önceki gün arkadaşının önerisiyle izlediği beş saatlik zaman kaybı bilim kurgu filmi bir bakalım, evet tam beş saat daha az uyumasına neden olmuştu. Ayakta durabilmesinin tek nedeni kahvaltıda kafaya diktiği, ağzının yandığını da hesaba katarsak, beş bardak acı kahveden olmalıydı. Birden neden arkadaşının her önerisini denediğini kendine sordu, ama cevap bulamadı. Ayakta hareketsiz durduğunu hatırlaması normale göre on beş dakika daha uzun sürse de, nihayetinde arabasına bindi, motoru çalıştırdı ve son süratle iş merkezine doğru sürmeye başladı.

Anayola ulaşınca ileride uzun bir araç kuyruğu gördü. Bu trafiğin nedenini kendisi gibi öbür araç sahipleri de merak ediyordu, ama hiçbiri kuyruğun başında neler döndüğünü kestiremiyordu. Bu kuyruğun dağılmasını beklemek, kendisi için bir yılanın yemeğini sindirmesini beklemek gibiydi. Ama sabırlı olmanın ne anlama geldiğini bilmediğinden, alternatif bir çözüm bulmalıydı. Çok geçmeden kaldırıma doğru arabasını çevirdi ve temelleri kazılmaya sadece bir ay önce başlanmış yeni alışveriş merkezine doğru sürdü. Evet, yoldan değil ama engebeli ve bir o kadar çamurlu olan bir araziden kestirme yapmıştı kendine ayrıca bu kadar kısa sürede bunu düşünebilmesi akıl almazdı, o kesinlikle normal bir insan değildi.

Arabası tamamen çamurla kaplanmış olsa dahi sonunda iş merkezine yüz metrelik mesafedeydi ve asla işine geç kalmak istemezdi. Saatini kontrol etti, tam on dakikası vardı. Kalan yolu yürümek zorundaydı çünkü ileride beklenmedik bir yol çalışması vardı. Çamurla kaplanmış arabasını kenara çekti ve iş merkezine koşmaya başladı. Ayrıca iş merkezinin ön kapısında da tadilat vardı, o yüzden binanın arkasında giriş olabilir mi diye düşündü. Arka tarafta kocaman kırmızı bir kapı vardı, kilitliydi. Kendisinden yine beklenilmeyeni yaptı ve ilk denemede dosyasından çıkardığı ataşla kapının kilidini açtı. İçinden: “Girilmez!’ yazan kapıyı ardına kadar açmış bulundum.” dedi ve zaman kaybetmeden kendini yük asansörüne attı. Kendi katına ulaşıp ofisine girdiğinde saatini kontrol etti ve “Tam zamanında!” diye sevinçle haykırdı. Koridordan sesi duyan temizlik görevlisi içeri girdi ve bugünün ona cumartesi olduğunu söyledi. Bunu duyduğunda dondu kaldı. Bu koşturmaca tam bir saçmalıktı.

(Visited 24 times, 1 visits today)