Küçük Kaptan

Ahmet, ilk defa dedesiyle, yolculuğa çıkıyordu. Gemi yolculuğu olması Ahmet’i biraz tedirgin etse de, dedesinin yanında olması her zaman onu güvende hissetmesine yetiyordu. Dedesi gemi kaptanlığı yapmış, ömrü denizlerde geçmiş birisiydi. Bazen evden ayrılır. Bir sene eve uğramazdı.

Ninemin yalnız günlerinde yanından ayrılmaz ona can yoldaşı olurduk. Bizde yaz kış, üşüyen kişilerin ısınmak için soba başına toplanması gibi, kardeşlerimle beraber ninemin etrafında toplanırdık. Ninem anlattığı masallarla içimizi ısıtırdı. Güldüren ve düşündüren masallardı bunlar. İnsan bazen hem gülüyor, hem düşünüyor, hemde gülerken ağlıyordu. Bazen insanların simalarına bakıp gülüyor mu, yoksa ağlıyor mu anlamadığımız gibi.

Nineme bazen ” Dedem ne zaman gelecek ? ” diye sorduğumuzda ninemin gözü uzaklara dalıp gelecek güzel oğlum derdi. O zamanlar cep telefonları yoktu, olsaydı da zaten uçsuz bucaksız denizde çeker miydi acaba. Ninem her zaman soğukkanlı bir insandı. İbadetini yapar. Kütüphanesindeki kitapları okumaktan zevk alırdı. Bazen bize de o kitaplarını açar okudukça derin hayallere dalarak kitaptan büyük bir zevk alırdık. Ninem bazen fırtınalı havalarda, deniz kenarına gider, gözlerini uzaklara dikerek düşünürdü. Nineme ”Dedemi mi düşünüyorsun? Dedem gelecek mi ?”diye sorduğumda, inşallah oğlum deden ne fırtınalar gördü gelecek inşallah derdi. Bense her seferinde ninemle iddaya girerdim kesin gelecek diye, artık ” Var mısın iddaya ? ” benim klasik sözlerimden olmuştu

Denizin maviliğinin içine doğru hareket eden gemi denizin dalgalarına kendini bırakıyordu. Deniz gemiyi, uçurtmanın rüzgarın etkisiyle gökyüzünde dans etmesi gibi, gemiyi dans ettiriyordu. Gemi denizde ilerlerken kağıttan yaptığımız küçük gemiler aklıma geldi. Kağıt gemi belli bir süre yandan ıslanır o tarafa doğru yatmaya başlardı. Dedemle kamarada oturup çayımızı yudumlarken dedem başından geçen anıları anlatıyordu. Gece oldu. Akşamın rüzgarı yerini fırtınaya bırakmıştı.

Ben yatağımda biraz dalmışken, camlara vuran su sesiyle ürpererek uyandım, gemi sağa sola beşik gibi sallanıyordu, bebek olsaydım sallantıyla derin bir uykuda olurdum. Cama vuran deniz sesi adeta bir hayalet gibi ürpertiyordu. Gemi denizin kükremiş haliyle meydan okurcasına ilerliyordu. Dedemi uyandırdım. Dede şiddetli fırtına var dedim. O benim tedirgin olduğumu anladı. Korkma evladım, bu gemi ve kaptan ne fırtınalar görmüştür dedi. Dedemin rahatlığı beni biraz sakinleştirmişti. Dedem bak evladım bu gemiyi bir insanın yaşantısı olarak hayal et dedi. İnsan her zaman durgun su gibi hayatı olamaz, bazen yağmurlu, fırtınalı, kayalıklı, buzlu yerlerde ilerlemek zorunda kalırsın. Hayatında iyi bir rota tayin edeceksin. Rotanı belirlerken ilimden, bilgiden, inançlarından oluşturacaksın ve gemini sağlam tutacaksın. Bu şekilde yolunu tam yol yapacaksın. Peki dede Titanik diye bir gemi vardı. Bu gemiyi “Tanrı bile batıramazdı’’ diyorlardı. Ama battı çok iyi bir rotası ve güvertesi vardı. Evet evladım her şeyi tamdı ama ufak bir hata her şeyin ters gitmesini sağlamıştı, bu tarz havalar en ufak bir hatayı bile kabul etmezdi, çok dikkatli olmak zorundaydık. 

(Visited 64 times, 1 visits today)