Küresel Isınma

BBC’nin 5 Aralık 2020 tarihli bir haberinde; İngiliz Savunma Bakanlığına ait bir nakliye uçağının, A68a adı verilen dünyanın en büyük buz dağının giderek artan düzensiz hareketlerini gözlemlemek için bölgede yaptığı alçak uçuşta son 3 yılda 1800 kilometrekare eridiği görüldüğünü duyurdu. A68a adı verilen buz dağı, 2017’de Antarktika’daki buz tabakasından koptuğunda ölçüsü 6 bin kilometrekareyken, elde edilen son görüntüler bunun 4200 kilometrekareye düştüğünü gösterdi.

Bu olay küresel ısınmanın neden olduğu ciddi sorunlardan buzulların erimesi olayının en güncel örneğidir. Diğer sorunlar arasında deniz suyu seviyesinin yükselmesi, fırtına, sel, yağmurlarda sağanak yağış miktarının artması, kuraklık ve buharlaşmayı sayabiliriz.

Küresel ısınma sonucu yaşanan iklim ve çevresel değişiklileri gözlemlemek için Antarktika’ya gitmemize gerek yok. 2020 yılında ülkemizde 27 Temmuz akşamı İstanbul’da 15 dakika etkili olan fırtınayla birlikte ceviz büyüklüğünde dolu yağdı. Sonrasında görülen şiddetli yağmur nedeniyle su baskınları ve sel meydana geldi. Yine 12 Eylül 2020’de Ankara’da ilke kez bir kum fırtınası yaşandı; şiddetli rüzgar nedeniyle havada uçuşan cisimlerin çarpmasıyla 6 kişi yaralandı. 2021’in Ocak ve Şubat aylarında adeta bahardan kalma 15-20 derece sıcaklıklar yaşandı.

Yine sadece 2020 yılında dünyada yaşanan felaketlere bakarsak;

Avustralya’da 2019’da başlayan orman yangınları Mart 2020’ye  devam etti. toplamda 445 kişi hayatını kaybetti, 13 milyon dönümden fazla alan kül oldu. Doğal Hayatı Koruma Vakfı (WWF)’nın tahminlerine göre yangınlarda 1,25 milyar hayvanın telef oldu.

Kenya, Etiyopya’nın güneyi ve Somali’de yıl başında başlayan ve uzun süre etkili olan son 70 yılın en büyük çekirge istilası yaşandı.

Endonezya, Brezilya, ABD, Kenya, Japonya, Nijerya, Hindistan, Sudan ve Ruanda dahil  dünyanın çeşitli bölgelerinde yaşanan şiddetli yağışların neden olduğu sel, heyelan ve toprak kayması olayları ile ABD’de yaşanan kasırga ve fırtınalar binlerce kişinin ölümüne, yüz binlerce hayvanın telef olmasına ve milyonlarca tarım alanı sular altında kalmasına neden oldu.

 

Atmosfere salınan karbondioksit gibi sera etkisi yaratan gazların, yer kabuğu ve denizlerin ortalama sıcaklıklarında artışa neden olmasına küresel ısınma denir ve doğal bir olaydır. Ancak insanın neden olduğu küresel ısınmanın başlıca sebebi, ağırlıklı olarak fosil yakıtların kullanılmasıdır. Nüfus artışı ve kentleşme, aşırı tüketim, insanların rahat ve konforlu şartlarda yaşama isteklerinden feragat etmemesi doğal dengenin bozulmasına ve küresel ısınmaya yol açmaktadır.  Ormanların yok olması, hava, su ve toprağın kirlenmesi, ozon tabakasının delinmesi, asit yağmurları ve sera etkisi de bu öngörüsüz ve bencil tutumun bir sonucudur.

Ulaşımda şehir içinde fosil yakıtları araçların artması, hızlı sanayileşme sonucunda karbon emisyonu artırması, sanayi alanları inşa etmek, çiftçiliğe uygun arazi alanları oluşturmak, konut ve otel yapmak için yeşil alanların yok edilmesi ve bunun hava kirliliğine yol açması, çok daha karlı ve kolay olduğundan organik tarım yerine endüstriyel tarımın tercih edilmesi ve bu alanda kullanılan ilaçların tarım alanlarının kirlenmesine ve tahrip olmasına neden olması ve belki de en önemlisi, insanların ihtiyaç ve beklentilerini karşılamak için her gün üretilen ürünlerin üretim aşamasında harcanan kaynakların sera gazı emisyonunun büyük bir bölümünü (%60’ını) oluşturması küresel ısınmanın başlıca sebepleridir.

Mümkün olduğunca toplu taşıma araçlarının ve imkan olduğunda elektrikli araçların kullanılması, tarım ve hayvancılık faaliyetlerinde ilaç kullanımının azaltılması, ozon tabakasına zarar veren deodorant ve parfüm kullanımının azaltılması, kullanmadığımızda elektronik cihazların ve elektrik düğmelerinin kapatılması, geri dönüşüm bilincinin artırılması ve yaygınlaştırılması, ev ve ofislerde ısı yalıtımı yapılması gibi bireysel çabalar küresel ısınmanın önlenmesinde şüphesiz büyük önem taşımaktadır.

Ancak kesmeden devam eden sanayileşme faaliyetleri nedeniyle küresel ısınmanın önüne geçilebilmesi için ülkeler seviyesinde kolektif tedbirler alınması da şarttır. Bu amaçla Aralık 2015’de Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (UNFCCC) Taraflar Konferansı’nda 195 ülkenin onayıyla Paris İklim Anlaşması kabul edilmiştir. Anlaşma’nın amacı küresel ısınmayı 2°C’nin oldukça altında tutmak ve hatta 1.5°C ile sınırlamaktır. Anlaşma tüm katılımcılara temiz enerjiye küresel olarak geçişin vazgeçilmez olduğu mesajını vermenin yanı sıra sorumluluk da yüklemekte, temiz enerjiye geçiş için ilgili tüm politik kararlarda, iş ve yatırım davranışlarında değişiklik yapılmasını zorunlu kılıyor.

Öte yandan rezervleri sınırlı olan fosil yakıtlarını çeşitlendirmek ve bunu yaparken çevreye verilen hasarı mümkün olduğunca azaltabilmek için yeni ve yenilenebilir enerji kaynakları bulunması için adımlar atılmaya başlamıştır. Güneş, rüzgar, hidroelektrik, hidrojen, biyokütle, dalga, gel-git ve jeotermal kaynaklar yenilenebilir enerji kaynaklarıdır. Yenilenebilir enerji kaynakları doğada sürekli mevcuttur, havaya sera gazı veya kirletici madde az verir ya da hiç vermez, tekrar tekrar kullanılabilir, uzun vadede çevreye zarar verebilecek artık madde oluşturmazlar, ilk etapta ortaya çıkan üretim ve kurulum maliyetleri hariç bu kaynakların satın alınmasına gerek yoktur. Örneğin güneş ışığı, rüzgar ve su kaynakları tesisleri için sadece başlangıçta kurulum maliyetine ihtiyaç duyulur. Bunun yanı sıra kurulum noktası hakkında isabetli karar verilmesi halinde sürekli verim alırsınız. Örneğin rüzgârlı bir alanda bir rüzgâr değirmeni kurarsanız, o enerjiyi sürekli olarak alırsınız.

Yenilenebilir enerji kaynaklarının en büyük dezavantajı başlangıçtaki kurulum, kullanım ve depolama maliyetlerinin çok yüksek olmasıdır. Örneğin hidroelektrik üretimi için zaten yüksek maliyetli olan bir baraj inşaatının maliyeti, şayet inşaat alanı bir yerleşim yeriyse konutların taşınması gerektiği için daha da artıracaktır.

Yüksek maliyetin yanı sıra çoğu ülkede üretime yönelik alt yapının bulunmaması, idari ve yasal anlamda düzenlemelerin yetersiz olması, yenilenebilir enerji kaynaklarına ilişkin teknolojilerin ekonomik ve toplumsal yararlarının yeterince anlatılmaması da dezavantaj olarak söylenebilir.

Diğer önemli bir faktör yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanıma sokulmasını sağlayacak bilgi, birikim ve teknolojinin tam olarak geliştirilememiş olmasıdır. Örneğin günümüzde kullanılmaya başlanan elektrikli otomobiller maliyeti yüksek olması, şarj istasyonlarının yaygın olmaması, pahalı olması ve henüz deneme aşamasında olmasından dolayı benzinle çalışan arabalara alternatif teşkil etmeye çok uzaktır.

Sonuç olarak, genel anlamda geleneksel enerji kaynaklarının uzunca bir süre daha hakimiyetini koruyacağını/kullanımda kalacağını söyleyebiliriz. Ancak gerek ulusal gerekse uluslararası düzeyde sağlanan farkındalık, çözüm arayışları ve teknolojik gelişmeler sayesinde yenilenebilir enerji kaynakları gelecekte daha yaygın ve verimli bir şekilde kullanılacak ve küresel ısınmanın etkilerinin azalmasına katkı sağlayacaktır.

(Visited 90 times, 1 visits today)