Masmavi dünyada ki simsiyah ışık

Bu sonsuz maviliklerde uçsuz bucaksız hayallere yaşayan bir adam. Hayatını gökyüzündeki bir kuştan farksız geçiren bir adam, mutluluğunu bulutlarda bulan, özgürlük denildiğinde mavi diyen bir adam ailesine ve işine olan aşkı ise Nazım’ın Piraye’ye olan dizelerini kıskandıracak bir aşk çünkü bu aşk masmavi dünyada süzülen simsiyah bir ışığın umut olmasıydı, çünkü bu bir ağabeyin zaferiydi, bu aşk o gencin gözündeki ışıktı. Peki kimdi bu adam? Ya da Neden bu adam? Çünkü bu adam fakir bir ailenin umudunu yeşerten çocuğuydu. Onun en büyük şansı ise yufka yürekli, eğitici ve onu her şartta destekleyen ve emin adımlar atmasında yardımcı olan bir ağabeye sahip olmasıydı. O bu adamın küçüklüğündeki kahramanıydı. Ve ona yaşattığı en güzel özgürlük ise bu küçük adamı daha 17 yaşında iken bir uçağa bindirip onu bir pilotla tanıştırması olmuştu. Çünkü bu adam o zamanlarda tüm meslekleri tanımaya çalışan bir delikanlıydı. Her zaman bir mesleğim olmasın ve ben ömrüm boyunca aynı şeye mahkum yaşamayayım derdi. Bu düşüncelerle savaşırken sonsuzluğu tatmış ve sonsuzluğun hayatının merkezi olmasını dilemiş ve bu öykünün de kaderi böyle çizildi. Üstü ve altı maviliklerle çevrili bu dünya onun sonsuzluğuymuş. Her gün yeni fikirler edinmiş ve kendini geliştirmiş. Zamanını daha çok bilgi edinmeye ve bunun üstüne araştırmalar yapmaya adamış. Tabii çok da imkanı olmayan bu adam sadece bazı kitaplarla yetinmiş. Ve birkaç sene sonra da pilot olabilmek için birkaç imtihana başvuru yapmış. Ve bu sınavları da tüm başarısıyla kazanıp bir eğitim macerasına ilk adımını atmış. Yanında hocasıyla birlikte denemeler yapmış hocası gördüğü şeylere inanamamış çünkü bu adam hoca ona hiçbir şey söylemeden resmen profesyonel bir pilot gibi uçağı kontrol etmiş. Hoca sen bunları sen nereden biliyorsun dediğinde de benim kahramanım ağabeyim pelerinim ise kitaplarımdı. Ağabeyi onu bir pilotla tanıştırmıştı o da bu gence sonsuzluğun ne demek olduğunu öğretti. Birkaç sene sonunda hayal ettiği sonsuzluğun içinde olan bu adamın en büyük mutluluğu ise o belgeyi alırken söylediği tek sözde “John F. Kennedy’ in Hiçbir davayı, hiçbir inancı,bir katilin kurşunları öldüremezmiş” Ben bu adama bunu bana söyledikten sonra neden böyle bir şey söylediğini sormuştum ve bana şu cevabı vermişti. Senin yapabileceğine inandığın bir şey için biri sana yapamazsın dediği zaman onların senin hevesinin katili olmalarına izin verme demişti. Bende gözlerim ıslak bir halde babamın gözlerinin içindeki mutluluğunu görüyordum. Bence onu en mutlu eden şey ise onun doğduğu yerden buralara gelebilmesiydi. Gerçek mutluluğu ise ailesinde tatmıştı her gün derin sonsuzluklarda süzülüp akşam kızları ve karısıyla geçirdiği anlardı belki. Fakir bir ailenin umut olarak gördüğü bu genç şimdinin pelerinli kahramanıydı.

(Visited 3 times, 1 visits today)