Mucize: Kadınlar

Kadın, kadın, kadın… Bu sözcüğü duydukça rahatsız olanlar için bir kere daha söylüyorum, kadın. Koskoca dünyaya sığdıramadıkları kadınlar ve hayatı cehennem edilen binlercesi adına söylüyorum bu sözcüğü. 

Kadınlar doğdu. Kimisi kız çocuğu diye istemedi, doğumundan itibaren ayrımcılık başladı. Erkek çocuğuna daha fazla önem verildi. Çünkü o, soyadını devam ettirecekti. Kadın nasıl olsa birisiyle evlenecek ve evleneceği kişinin soyadını alacaktı. Geleceği erkeklere devrederiz diye düşündüler ve kadınların buna karışmasına izin bile vermediler. 

 Kadınlar büyüdü. Gerekli yasa çıkmadan önce çoğu, okula bile gidemiyordu. Kız çocuk okusa ne olacak, zaten gelecekleri evde diye düşündüler. Ezdiler, aşağıladılar, belirli kalıplara soktular. Hayatımızı daima erkeklerin sınırları içerisinde oluşturmamızı istediler bizden. “İstediğin gibi giyinemezsin, erkekler bakıyor.” dendi. “Bu saatte kız başına dışarı çıkılır mı?” dendi. Fakat o saatte hiçbir kısıtlaması olmayan erkekler bunu bir üstünlük gibi gördü. Sevgili yapan kadın namussuz olurken erkekler alkışlandı, övüldü.

Kadınlar iş dünyasına atıldı. Kariyer yaptılar, hak ettikleri yere ulaştılar. Bazılarının aldığı cevap “Kır bacağını otur evde.” oldu. Kimisi de aynı pozisyonda çalıştığı erkekler tarafından hor görüldü. Kadının erkekle aynı maaşı alması bir sorun oldu. Neden mi? Çünkü onlar böyle gördüler. Aileleri tarafından empoze edilen fikirler bu yöndeydi. 

Kadınlar evlendi. Ev ortamında eşit sorumluluk beklerken tüm yük ona yığıldı. Temizlik, yemek, bulaşık kadınlara kaldı. Erkekler, “Biz nasıl olsa ailemizden böyle gördük, kadın ev işi yapar ben dinlenirim.” diye düşündü. Kadınların da işte veya gün içinde yorulabilecekleri kimsenin aklına gelmedi. Eşim bana bakmıyor gibi tonlarca boşanma sebepleri ortaya çıktı. Keşke sadece boşanma sebebi olsaydı. Benzer durumlar yüzünden yaralandılar ya da canice katledildiler. Neden mi? Çünkü erkeğin, en değerli (!) varlığın, sözü dinlenmedi ve kendilerini aşağılanmış hissettiler. 

Kadınlar doğum yaptı. Dünyaya başka kimsenin kazandıramayacağı bir şey kazandırdı, bebek. Bu sefer de kadın doğurdu, kadın bakar algısına bürünüldü. ”Ben eve para getireyim, devamını hanım halletsin.” dendi. Oysaki kadınlar da eve para getirebilirdi. Çocuk büyüyünceye kadar tüm sorumluluk kadına yüklendi. Çocuk, bazı erkeklerin gözünde o kadar değersizdi ki; annesini çocuğun yanı başında öldürdüler. Onlardan bir parçaların, çocuklarının, yakarışlarını dinlemediler bile.

Kadınlar kendine zaman ayırmak istedi. Arkadaşlarıyla yemeğe, tatile veya bir geziye gitmeyi diledi. Bir iki gün olsa da gündelik hayatlarından uzaklaşmak istediler. Kocaları, babaları veya ağabeyleri diledikleri zaman gezebiliyordu. Ama kadına izin verilmedi. Böylesine bir konuda “izin istemek” bile gülünç olsa gerek. Kendini iyi hissetmek için bakım yaptı; başka erkekler bakar, yapma dendi. Alışveriş yapmak isteyince kadınlar anca para yiyor oldu. 

Kadınlar kısıtlandı. Kimisi babası, kimisi kocası, kimisi de abisi tarafından. Kağıt üstünde olan haklarının kullanılmasına izin verilmedi. İstedikleri kıyafeti giymeleri onaylanmadı. Bu şekilde çıkamazsın, dışarısı kötü niyetli insan kaynıyor dendi. Bu düşünce de kendi başına kötü niyetlidir. Erkeklerin kendilerine hakim olamayacağı düşünülüyor ama çoğu erkek bunu kabul etmeye bile çekiniyor. Erkekler dilediklerini giyerken kadınlar kendilerine hakim olabiliyorsa, erkeklerin de kendilerini kontrol edebilmeleri gerekmiyor mu? 

Kadınlar eşitlik istedi. Sokaklara dökülüp haklarını savundu. Bunun için ceza yediler. Katledilen hemcinslerini manevi olarak yaşatmaya çalışırlarken edilmeyen laf kalmadı. Mahkemelerde hiç tanımadıkları kadınlar için enerji sarf ettiler. Adalet yerini bulsun, suçlular cezasını çeksin diye gece gündüz nöbet tuttular.

Kadınlar hiçbir şeyi kıyaslamak istemedi. Kıyaslattılar. Günümüzde yapılan tüm erkek-kadın kıyaslamaları eşitlik isteğinden başka hiçbir neden ile yapılmadı. Tek istedikleri erkekler ile eşit tutulmak, aynı değeri görmekti. 

Kadınlar öldü. Sonunda huzura erişti. Belki de hayatı boyunca tadamadığı huzuru o zaman tattı. Uzun bir yaşamın ardından veya hayatlarının baharındayken öldüler. İşte o zaman kıymetli oldular. Hayattayken bu kadar önemsenmeyen kadınlar öldüklerinde ya da öldürüldüklerinde değere bindiler. 

Kadınlar yaşamak için bir erkeğe ihtiyacı olmadığını anladı. Aksine yaşamını sonlandıran kişinin dolaylı yoldan da olsa erkek olduğunu anladı.

(Visited 14 times, 1 visits today)