Mükemmeli Kabullenmek

Dünyanın kimseyi olduğu gibi kabul etmediği bir dönemdi bu. Herkes kendini başka biri olarak gösteriyordu. Tekrar ve taklitti her şey. Fakat taklit de aslını yüceltmiyordu, çünkü olanın aslı denebilecek bir şey artık yoktu. Bu nedenle insan, gitgide kendisinden yozlaşmıştı.

Kendisini başkası gibi gösteremeyenler de vardı elbet. Doğallığıyla var olan ve bununla gurur duyan… Fakat onların sayısı da gittikçe azalıyordu. Dünya ve insanlar farklılıkları yok etmeye fazlasıyla eğimliydi çünkü.

Onlardan biriydi Blair. Hayatı boyunca yalnızdı bu nedenle. Dayanacağı hiçbir şey, yaşaması için hiçbir sebep ve dertleşebileceği hiçbir kimsesi yoktu kendine göre. Çekici biri değildi ve özenilecek hiçbir şeyi yoktu başkalarının gözünde. Bu nedenle kendisinden hayatı boyunca nefret etmişti.

Yine farklı bir gün değildi onun için. Annesiyle her zaman olduğu gibi tartışmıştı. Kendisinden o kadar uzakta yaşamasına rağmen hala rahat bırakmıyordu onu. Sürekli hatalarını yüzüne vuran ve yaptığı hiçbir şeyden memnun olmayan biriydi annesi. Babası ise zaten hiç olmamıştı.

Sadece bir kez olsun takdiri hak ettiğini düşünmüştü. Elinden gelen her şeyi yapıyordu annesini mutlu edebilmek için ama gecesini gündüzüne katıp çalışmış olsa da, annesi hep daha fazlasını beklemişti ondan. Annesini memnun etmesinin imkansız olduğunu anlamıştı. Yalnızdı işte. Belki hayatı boyunca da öyle kalacaktı.

Kulağındaki müzik sanki ruh halini daha bir anlatıyordu o gün. Sokakta yankılanan yağmur damlalarının sesi müziğe tempo tutuyordu adeta. Gözünden süzülen küçük bir damla, bulutların gözyaşlarıyla birleşti. Onun tesellisi müzik ve yalnızlıktı.  En kısa zamanda ebedi yalnızlığına erişmeyi diliyordu.

Yürüdüğü tenha sokaktaki ayna parçaları ilişti gözüne.  Eğilerek birini aldı ve biçimsiz yüzüne dakikalarca baktı. Sonra ayna parçasını boynuna yaklaştırdı yavaşça. O sırada yaşlarla bulanmış gözleriyle ilerde bir silüet sezdi. Cüsseli biri gittikçe kendisine yaklaşıyordu. Hızlıca kırık ayna parçasını boynundan çekip gözyaşlarını parçalanmış paltosunun kollarıyla sildi.

“Başladığın işi diyorum, neden bitirmedin?”

Hızlıca kırık ayna parçasını boynundan çekip gözyaşlarını parçalanmış paltosunun kollarıyla sildi.

“Neden durdun?” dedi genç adam.

“Anlayamadım?”

Blair’in bu soruya verecek bir cevabı yoktu. Adamın gelmesi, onun o işi yapmasına engel değildi. Sonucu yine de aynı olacaktı fakat onu durduran bir şey vardı…

“Hayatta bir beklentin kalmamış olsa şu an merakla bakan gözlerinin yerini ruhsuz bakışlar alırdı. Yaşadığın bazı şeyler ağır gelmiş olabilir ama kimsenin hayatının da mükemmel olmadığını bil. Az önce yapmak üzere olduğun hata çok daha zor durumda olan insanlara yaptığın bir haksızlıktı.”

“Yaşadığım şeyleri bilmeden böyle laflar etmen gerçekten çok küstahça.” Adam bu lafın üstüne histerik bir kahkaha attı.

“Dışlandığın oldukça açık. Onun dışında kimse tarafından kabul edilmiyor olduğun da bir gerçek. Birkaç dakika öncesine bakılırsa kendini kabul edemiyor ve ettiremiyor olduğun da oldukça belli. Bunları söylemek için senin hayat hikayeni bilmeme gerek yok.” Kız bunun üstüne bir cevap veremedi. Adamın söyledikleri gerçekti ve bunlardan kaçmaya çalışırken yüzüne söylenmesi acı veren bir durumdu. Gerçekler acıtırdı.

“Sana yardım ederim. Fakat bazı şartlarım var.”

Adam ve Blair sonu gelmeyecek gibi duran ıssız sokakta yürümeye başladı. Az önce umutsuz ve vazgeçmiş gibi bakan gözlerin yerinde bu sefer meraklı ve ilgili bakışlar yer alıyordu. Bu sefer güvenebileceği birine benziyordu bu adam. Kendisini, kendi karanlığından kurtarabilecek birine…

Adamın şartları şunlardı:

Bir daha eski hayatına asla dönemeyecek ve hayatındaki hiçbir kişiyle irtibata geçemeyecekti, adamdan ve yaşadıklarından kimseye bahsedemezdi ve koşulsuz şartsız her şeyi yapmakla yükümlüydü.

Hayatından neredeyse vazgeçmiş biri için oldukça kabul edilebilir şartlardı bunlar. Hayatından nefret eden biri için de… Yeni bir sayfa açmak ne kadar kötü olabilirdi ki?

Adam, kızı Mahzen dediği bir yere götürdü. İleri derece teknoloji bulunan bir ev gibiydi burası. Kıza son kez emin olup olmadığını sordu fakat kızın gözlerindeki ışıltı, bu sorunun cevabını oldukça belli ediyordu.

Blair’in bütün vücuduna elektrotlar bağladı genç adam. Vücudunda henüz gözle görülebilecek bir şey olmasa da, oldukça değiştiğini hissediyordu Blair. Bu hem korkutucu, hem de olduğu dünyadan tamamen koptuğunu hissettiren bir şeydi.

Geçen birkaç saatin sonunda, kız herkes gibiydi. Adam elektrotları kızın vücudundan tek tek çıkardı ve kızı kendisiyle baş başa bıraktı. Blair korkak adımlarla aynanın önüne geçti. Karşısındaki kişi, kesinlikle kendisi değildi. Artık biçimsiz suratının yerinde oldukça güzel bir yüz vardı. Yamuk vücudunun yerini düz vücut hatları almıştı. Uzun saçları omuzlarına dökülüyordu. Fazlasıyla güzeldi.

Sonraki aylar gerçekten de çok güzel geçti. Blair birçok arkadaş edindi ve yalnızlığın sonunu getirdi. Fakat taşıdığı vücut hiçbir zaman kendisinin olmamıştı. Dokunduğu hiçbir şeyi hissedemiyor ve hiçbir şeyin tadını alamıyordu. Sadece düşünceleri ve bakışları ruhunu temsil ediyordu. Buna rağmen Blair istediği hayatı yaşıyordu. Başkaları tarafından kabul edilebildiği…

Ama adamla ilgili birkaç anlamadığı durum vardı. Geceleri adamın sinirli bir şekilde dışarı çıkması ve sinir bozucu bir sakinlikle geri dönmesi. Blair bir keresinde adam yokken odasına bakıp bir silaha bile rastlamıştı.

Bir gün merakına yenik düşerek adamın yanına gitti.

“Benden saklamana ve geceleri dışarı çıkmana sebep olacak şey ne?”

“Yakında öğreneceksin. Sadece bekle.”

Birkaç ay sonra o gün geldi. Adam kızın odasına yavaşça girdikten sonra gözlerine aynı ifadesiz yüzüyle baktı.

“Gitmeliyiz.”

Gittikleri yer bir evdi.

“Şunu bilmeni istiyorum ki bu geceden itibaren benimle kalmak zorunda değilsin. Sadece bugün olanları gördükten sonra bir kanıya varmadan önce gerçekten düşün.” Blair ürkek hareketlerle evin kapısını çaldı. Düz siyah kapı ölüm gibi gelen bir sürenin ardından yavaşça aralandı.


Adamı gören kadının gözleri fal taşı gibi açıldı. Genç adamın bakışları gittikçe karardı ve kadını ittirerek eve haşin bir biçimde girip arkasından kapıyı sertçe kapattı.  Dışardan duyulan ise sadece dört atış sesiydi. O gece bir aile katledildi.

Mahzen’e döndüklerinde kız hiçbir tepki vermedi. Adam yavaşça ona yaklaştı.

“Ne düşünüyorsun?”

“Bunu neden yapmış olabileceğini.”

“Sana beklediğin cevabı veremem. Ben öldürmeye meyilliyim ve benim yaşamam için başkalarının ölmesi gerekiyor. Benim yaşama amacım bu. Hayatın anlamı bu benim için. Öldürmeden yaşayamam.”

Blair bu duruma ne tepki vereceğini bilemedi çünkü adam kusursuzdu onun için. Onu o karanlıktan çekip çıkaran kişinin yıllarca annesi ya da bir başkası olmasını beklemişti. Ama bir saatlik tanıdığı bir adam yapmıştı bunu. O kişinin yaptığı her şeyin bir anlamı olmalıydı. Canını aldığı insanlar varsa, kurtardığı; hayatına anlam kattığı insanlar da vardı elbet kendisi gibi.

Sonraki gün barınaktaki hayvanları ateşe verdi.

Sonraki hafta okuldaki yirmi kişiyi zehirledi.

Sonraki ay yüzlerce insanın bulunduğu bir yere zehirli gaz saldı…adam cidden seri katildi. Bütün dünyanın peşinde olduğu fakat asla tutuklayamadığı, öldürmeye bağımlı olan bir insandı. Kimse adamı bulamıyordu çünkü adam sürekli dış görünüşünü değiştiriyordu.

Kız da onun suç ortağıydı artık. Adam insanları kendisi için öldürüyor, kız da sonsuz borcunu ödemek için adama yardım ediyordu. O her kim, her ne olursa olsun, Blair hep ona minnettar olacaktı.

Bunlar gibi birçok olay yaşandı ve yüzlerce insan öldü. Fakat polisler, suç mahallerindeki kayıtlar ve sonuçlarda hep aynı kişinin parmak izine rastladı. Kameralarda görünen her katil farklı olsa da… Ayrıca her kamerada da aynı kız görünüyordu. Diğer insanlara göre oldukça soğukkanlı olan ve fazlasıyla göze çarpan bir kız. Bazen basit bir seyirci, bazense sokakta geçen bir kişi… fakat hep oradaydı.

Polisler kızı sürekli takibe aldı ve kızın her akşam terk edilmiş sokaktaki bir yere gittiği fark edildi: Mahzen’e.

Günler geçti ve polislerin düzenlediği büyük bir operasyonla Mahzen’e girildi. İçeri giren onlarca polis silahını tek bir kişiye doğrulttu: Adama. Bunu gören Blair polislere bağırarak adamın önüne geçti. Adam ise anı kayıtsız ifadesiyle Blair’i güçlü kollarıyla arkasına alarak polise doğru yürüdü ve ateş açıldı.

Aradan günler geçti fakat Blair Mahzen’den hiç çıkmadı. Elektrotları kendine bağlayıp eski biçimsiz haline geri döndü. En azından artık kendisiydi. Dokunabiliyor ve gözlerinden süzülen yaşların ılıklığını yanaklarında hissedebiliyordu. Genç adamı hatırladı. Kendisini ne olursa olsun anlamasını ve kabullenmesini. Birisinin kendisini kabullenmesi için önce kendini kabul etmesi gerektiğini anladı. Ve o sırada kulağında adamın son nefesini vermeden önce söylediği sözler yankılandı:

Ben şu an olduğum kişiden ve bulunduğum durumdan memnunum çünkü ben yaşamdaki en güzel şeyi tattım. Ve sana şunu söyleyebilirim ki; hayattaki en güzel şey, tüm kusurlarını bilmesine rağmen senin hala muhteşem olduğunu düşünen birisinin olmasıdır.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

(Visited 40 times, 1 visits today)