Mutluluğumuz Mu Yoksa Yokluk Çekmemiz mi Daha Büyük İz Bırakır?

Mutluluğun tanımını kendinizden yola çıkarak cevaplasanız cevabınız sizin hayatınızdaki bollukları mı yansıtırdı yoksa zamanında kaybettiğiniz ve geri istediğiniz durumlarla mı şekil alırdı? Bu sorunun içine girersek büyük ihtimal bize sonsuz gibi gözüken bir okyanusun içinde gibi hissederiz.

Yokluk kavramı bazı insanların sırdaşı gibiyken bazılarımızın ise hiç yaşamadığı bir durum olabilir. Peki yokluk çeken insanlar mı bazı bolluklara eriştiğinde daha fazla kıymet bilirler yoksa zaten bolluk içinde yaşayan insanlar bolluklarına bolluk kattıklarında mı daha fazla kıymet bilirler ? Bu durumu şöyle de düşünebiliriz insanlar genelde nadir bulunan şeylerin peşinden koşarlar bunlara antika eşyalardan tutup minicik oyuncaklara kadar örnek verebiliriz . Demem o ki yokluk çeken bir çocuğun hayatında elleri kadar minik bir araba çok nadir bulunduğundan onun için o küçücük arabanın  kıymeti paha biçilmezdir fakat öbür taraftan neredeyse dört yanı oyuncaklarla kuşatılmış bir çocuk için o küçücük araba ona hiçbir şey ifade etmeyebilir. Yani insanlar ne kadar az yokluk çekerlerse o kadar bir şeylerin kıymetini bilmezler .

Aynı mahallede yaşamalarına rağmen ikisi de dünyayı çok farklı yerlerden görüp yorumluyorlardı , çocuklardan birisi gecekonduda yaşarken diğer çocuk yokluk çeken çocuğun hayalleri gibi neredeyse sonsuzluğa uzanan ihtişamlı ve binanın her tarafı güneş gibi parıl parıl parıldayan bir gökdelende oturuyordu. İçeri doğru bir adım attığınızda burnunuza gelen hoş bir lavanta kokusuna bürünen bir hol ve devasa  bir resepsiyon kısmında sizi selamlayan siyah üniformalı görevliler dururken yoklukta büyüyen çocuğun ise eve geldiğinde gördüğü manzara yırtılmış ve rengi solmuş mobilyalardan ibaretti. İçerinin kokusu ise babasından  dolayı genelde  keskin bir içki kokusuyla dolup taşıyordu. Sabah uyandıklarında ikisi de aynı heyecanla okullarına hazırlanırken yoksulluk içinde büyüyen Ahmet , zengin olan çocuğa yani Selim’e yanlışlıkla çarpıvermişti.O gün Selimlerin okulunda bir tane oyuncak götürmek serbestti bunu fırsat bilen Selim sözde en değer verdiği oyuncak arabasını okula götürmeye karar vermişti. Dışarıdan bakıldığında çok küçük görünmesine karşın yapıldığı malzemeler epey pahalı malzemelerdi ,dışındaki küçük çiziklerden tutun da direksiyonundaki yazılara kadar her şey en ince detayına kadar düşünülmüş bu arabaya gerçek bir araba mesajı verilmek istenmişti. Çarpıştıklarında ise Selim’in cebindeki ihtişamlı araba bir anda çamura düşüvermişti. Çarpışmadan hemen sonraysa Selim tek bir söz etmeden servisinin peşinden koşmaya başladı. Bunu gören Ahmet yerdeki arabanın elmas gibi parladığını görünce cebine indirmekten kaçınamadı. Artık onun da her çocuk gibi büyüleyici bir arabası vardı. Yaklaşık yarım saatin ardından Selim arabasını yolda düşürdüğünü fark etmişti fakat artık her şey için çok geçti. Bunun üzerine Selim ne kadar isyan edip ağlasa da ne fayda! Olan olmuştu bir kere, çoktan oyuncak koleksiyonundan bir araba eksilivermişti. Normal bir durumda arabanın yüzüne bile bakmazken kaybolunca sanki araba değer kazanmıştı onun gözünde.

Hayatımızda da çoğunlukla böyledir aslında normalde varlığı ve yokluğu bir olan cisimler hatta kişiler hayatımızdan bir toz parçası olup gidince onların yokluğuyla beraber kıymetleri de çoğalır. Aslında bu olaya sağlığımızı da örnek gösterebiliriz ne zaman bir hastalığa kapılsak eski sağlıklı halimizi düşünüp ah vah edip dururuz. Sonuç olarak “Bir şeyin kıymeti, o şeyin yokluğunun çokluğuyla artar. Ne azsa o kıymetlidir ,ne uzaksa onun arar insan .”

(Visited 14 times, 1 visits today)