Cep Saati
Cep Saati

Mutluluk Saati

Benim adım Yuko Asakuta, yaşım 24 ve ortalama bir iş yerinde çalışıyorum. Bir gün kaldığım apartman dairesinden taşınmam gerekti ve kutuları karıştırırken elime bir saat geçti. Eski, tozlanmış bir saat. Bu burada ne arıyor diye sorgularken birden her şeyi hatırladım.

Bu saat ben küçükken annemin cenazesinde babam, o günden sonra asla göremediğim insan, tarafından emanet edilmişti ve beni dedemin kollarına bırakmadan önce bu saatin kendine has bir özelliğinin olduğunu söyledi. Sadece bir cep saatiydi ama mutlu olduğun zamanı anlıyordu ve kendiliğinden duruyordu. O günden bu yana halen çalışmaya devam ediyordu ve durduğu tek bir saniye bile olmamıştı. Asla hatırlamak istemediğim anılarım gün yüzüne çıkınca benim de doğal olarak moralim bozuldu ve saati hızla cebime koydum. Saati bulduğum andan beri aklıma bir soru takılmıştı. Benim mutlu olduğum tek bir zaman bile yok muydu? İşte bu düşüncenin aklımdan geçmesi ile saat tarafından tüm gücün ben de olduğu bir dünyaya ışınlanmam bir oldu.

Etrafta gezinmeye başladım ve ne kadar çok arasam da medeniyete dair hiçbir şey bulamamıştım. O sırada  aklımdan geçirdiğim o soruya cevaplar aramaya karar verdim ve aklımdan geçen ilk şeyi yapmaya karar verdim. İnsanların gülüp eğlendiği, çocukların etrafta koşuşturup oynadığı, ne kötü düşünceler ne de insanların acı çektiği bir yer. Bunun aklımdan geçtiği anda önümde refah içinde olan, tam da aklımdan geçen şeyleri yansıtan bir şehir oluştu ve ben de bu şehrin yöneticisiydim. Koltuğa oturdum ve saate baktım, saat çalışmaya halen devam ediyordu, aradığım cevabın bu olmadığını anladım ve her şeyi yıktım.

Aklımdan geçen başka bir şey ise kılımı bile kıpırdatmadan, güzel hizmetçilerin bana hizmet ettiği, bir ömür boyu yetecek kadar paraya sahip olduğum bir hayat yaşamaktı. Saat bu isteğimi de anında gerçekleştirdi ve bir imparatorluğun kralı oluvermiştim. İstediğim her şey hizmetçilerim tarafından yerine getiriliyordu ve evet, çok rahat bir hayat sürüyor olmama rağmen içimde halen bir his vardı. Emin olmak için saate bir defa daha baktım ve durmadığını gördüm. Tahmin ettiğim gibi istediğim şey bu da değildi.

Aklıma gelen her isteğimin gerçekleşmiş olmasına rağmen halen mutlu değildim ve son umut olarak bir şeyler düşünürken saatin gücünün süresi bittiği için o evrenden ayrılmak zorunda kaldım ve tekrardan gerçek hayata döndüm. Ama son bulunduğum nokta da değil de hastane yatağında uyanıverdim ve hemen baş ucumda gözü yaşlı olarak uzanan iş yerinde tanıştığım ve bir süredir birlikte çalıştığım kızı uyumuş halde buldum. O sırada babamın sesini aklımda duymaya başladım, saat tarafından ayarlanmış bir mesaj gibi duruyordu ve şunları söylüyordu:

”Her şey önüne altın bir tepside sunulsa bile gerçek mutluluğu bulamazsın, çünkü seçmek istemediğin çok fazla şey vardır ve bunun üstüne duygularına kulak verip hayatını yaşamak yerine kendinle barışamazsan asla gerçek mutluluğa ulaşamazsın. Hayatını istediğin gibi yaşa evlat, seni önemseyen çok kişi var. Onları endişelendirme!”

Bu sözlerden sonra farkında olmasam da ağlıyordum ve içimden babama teşekkür ediyordum, gözlerim açılmıştı ve artık daha mutlu bir hayat yaşamaya yemin etmiştim ve saate baktığımda çalışmayı kesmişti.

(Visited 24 times, 1 visits today)