Mutsuzluk Bile Arkadaş Arar

      Arkadaşlık ve dostluk sevgisi insana verilmiş en güzel armağandır. Birbirlerini sözcükler olmadan anlayabilen ve birbirlerinin kalplerini tanıyan iki dostun aşamayacağı engel yoktur. Dostluk bağları bütün insanların hayatında o kadar önemli ki tarihe ismini yazdırmış çoğu yazar ve önemli kişilikler her fırsatta bu konuya değinmişlerdir. Hatta ünlü deneme yazarı Montaigne ruhları o kadar derinden uyuşmuş, karışmış, kaynaşmış kişilerdir dostlar, demişti. Başka bir deyişle gerçek ruh eşleri gibi. Birbirlerini en derinden tanıyan ve nasıl tepki vereceğinden emin olan kişilerdir. İlk kez ne zaman fark ediyoruz biliyor musunuz dostumuzun kim olduğunu? Dara düştüğümüzde aklımızı ilk gelen en çok güvendiğimiz, her zaman arkamızda bizi destekleyeceğini düşündüğünüz kişi sizi haklı çıkardığında. Aile içinden biri, çevrenizden biri hatta tamamen şans eseri tanıştığınız biri bile kendinizden daha çok güvendiğiniz dostunuz oluveriyor. Dostlarınız hep birlikte yüksek sesle düşünebildiğiniz kişilerden oluştuğu zaman gerçekten çoğu insanın ulaşamadığı bir huzura eriyorsunuz. 

“Dostluk sevinçleri ikiye katlar, acıları ikiye böler.”

Francis Bacon

   Maalesef dostların sadece iyiliği dokunduğu gibi kötülüğü de dokunabilir. Üzüm üzüme baka baka kararır. Yürümeyi, konuşmayı bebekler hep etrafından öğrendiği şekilde taklit eder. Ailenin aksanına ya da davranışlarına özenir ve küçük bir kopyası olur. Çünkü çocuklar gözlemleyerek öğrenirler. Hiçbir insan büyüdükçe bu özelliği kaybetmez. İnsanlar sosyal varlıklardır. Etrafımızda bulunan her şeyle bir bağımız, bir etkileşimimiz var. Bu durumda insanlar çoğunlukla etrafındaki kişilerin davranışlarını veya konuşmalarını kendine göre adapte eder. Daha doğrusu iki dost birbirlerine o kadar çok şey aktarır ki bir müddet sonra kullandıkları kelimeler, sevdikleri yemekler bile aynı oluverir. Zaten günümüzde bizler arkadaşlarımızı bizim zevklerimize sahip kişilerden seçiyoruz çoğu zaman.

Aynı filmden hoşlanan, benzer kitaplar okumayı seven kişilerle konuşmak ve anlaşmak daha kolay değil midir? Arkadaşların düşünce yapıları zaten benzerken üstüne bir de geçirdikleri bolca zaman yemeğin tuzu biberi oluyor. Etrafınıza dikkatli gözlerle baktığınızda fark edeceğiniz kişiler vardır mutlaka. Sizin de tanıdığınız iki yakın arkadaş belli bir zaman sonra aynı kelimeleri kullanmaya, belli olaylara benzer tepkiler vermeye, hatta giydikleri kıyafet tarzı bile uyumlu olmaya başlamıştır. Çoğu için bu kaçınılmaz olsa da birkaç istisna vardır tabii ki. Ama istisnası o kadar az olan başka bir dostluk bağı daha var ki kesinlikle karşılıklı iki kişi etraflarındaki herkesten çok birbirlerine benzemeye başlar. Evlilik… Birbirlerini severek birlikte olan çiftler o kadar çok uyumludur ki üzümlerden bile çok birbirine benzemeye başlarlar. Hele bir de akşam yemek masasına oturunca o gün yaşadıkları her şeyi dakikası dakikasına anlatıyorlarsa ve kendi kalplerini hiçbir endişe duymadan karşıya açıyorlarsa artık o ikisi de birbirlerinin ortalamasıdır.

 

 

    Dostluklar ömür boyu oynamaya devam etmesi gereken filmlerdir. Durdukları veya bittikleri anda insan sıkılmaya başlar. İnsanların yarısından fazlası yalnız kalmayı, kendi başlarına vakit geçirmeyi sevmiyor. Diğer kişilerle bir etkileşim içinde olmak onlara hala yaşadıklarını hatırlatıyor olabilir. En çok etkileşime geçen insanlar, arkadaşlar, ise birbirlerine onca şey katıyor ki say say bitiremem. “Hepimiz beraber en çok zaman geçirdiğimiz beş kişinin ortalamasıyız.” Haklıymışsın Jim Rohn.  

(Visited 148 times, 1 visits today)