Ne Ekersen Onu Biçersin

Günlerden çarşamba ve güzel, bir hafta önce aldığım spor arabamla işe gidiyordum. Kar yağmıştı, haliyle yollar biraz kaygan, trafik yavaş yavaş ilerliyordu. Evden çıkarken oğluma artık küçük gelen bir ayakkabıyı bir ihtiyaç sahibine veririm düşüncesiyle bagaja atmıştım. Daha doğrusu iş yerinde bu konuyla ilgilenen biri vardı, ben de ona verecektim.

   Karın bastırması üzerine sevdiğim müziklerden birini açmış trafik neredeyse durma noktasına geldiği için tamamen durmuş bir pozisyonda telefonla oynuyordum. Sağ şeridin daha hızlı aktığını gördüm ve sağa sinyal verip şerit değiştirdim, sonuçta Türkiye’deydik. Trafik biraz açılmıştı ve işe gecikmeyeceğim için seviniyordum. Bir üniversite girişinden geçiyordum ve otostop çeken gençleri gördüm. Üstünde sadece bir tişört olan bir genç vardı. Şaşırdım, hemen ona yöneldim. Bu soğukta neden böyle çıkmıştı ki? Yaklaşıp durdum, genç gözlerini biraz arabadan alamadıktan sonra şaşkın gözlerle eğildi, camı açtım. ”Ağabey?” diye seslendi. ”Durma hadi atla kardeşim.” diyerek cevap verdim ve hemen bindi. Hala şaşkın gözlerle bana bakıyordu. İyi olup olmadığını sordum. ”İyiyim ben sadece…” cümlesini tamamlayamadı. Biraz bekledi ve ardından ” Neden son model spor arabası olan biri benim gibi birini alır ki?”. Evet, genelde otostopçulara pahalı arabalar durmaz ancak neden bu kadar şaşırmış olabilirdi ki. ” Neden, bu kadar şaşırdın, ayrıca neden tişörtle çıktın bu havada evlat?” diyerek merakımı gidermeye çalıştım. ” Param yok ki ağabey nasıl alayım üstüme bir şeyler?” dedi ve önüne döndü. Üzüldüm ama çokta genci üzmemek için üstüne gitmedim. Kendisi bir süre sonra devam etti ” Annem, ev hanımı; babam, memur emeklisi kendilerini zor geçindiriyorlar haliyle bana da para gönderemiyorlar çok fazla.”. Ben ağzımı açamadan telefonu çaldı. Telefonu benim minik yiğenime zaman geçirsin diye seneler önce aldığım telefonda bile kötüydü. ”Efendim, canım?” diyerek açtı telefonu. ”Okula gidiyorum canım benim…” , ”Neden almasınlar bilerek, biliyorsun durumumuz iyi değil, ben sana ileride çok güzel ayakkabılar alacağım.” diyerek kapattı. ” Kardeşim ağabey, çocuk ayakkabı istemiş bizimkileri de biliyorsun söyledim, ayakkabı alamamışlar çocuğa.”. Kardeşinin kaç yaşında olduğunu sordum. Yedi olduğunu söyledi, benim oğlumdan bir yaş küçük. Sağa çektim ve ”geliyorum hemen!” dedim. Bagajdan aldım ve ayakkabıyı ona verdim. ”Ağabey ciddi olamazsın!”. Gülümsedim ” Güle güle kullansın!” dedim. Çok mutlu oldu, içi ısınmıştı. ”Sağda insem olur ağabey.” dedi. Sağ çektim, telefon numaramı istedi son olarak. Neden istediğini sordum. ”İleride öğrenirsin ağabey!” dedi ve kafasıyla selamlayıp beni okula doğru hızlı adımlarla yürüdü. 

   Aradan yaklaşık dört sene geçti telefon çaldı. ” Efendim…”. ”Ağabey?” ses çok tanıdıktı. ” Emir ben, yıllar önce beni arabana alıp kardeşime de ayakkabı hediye etmiştin, hatırladın mı?”. Evet hatırlamıştım bu o tişörtlü gençti  ” Aa hatıırladım… Nasılsın evlat?”. Her şeyin yolunda olduğunu, mezun olup hatta işe girdiğini söyledi ve son olarak ailesi beni akşam yemeğine davet etti. Gerçekten çok şaşırmıştım. Gurur  duyuyordum diyebilirim. Beni sanki ben besleyip büyütmüşüm gibi bir duygu kaplamıştı. Davetlerini memnuniyetle kabul ettim ve bir hafta sonra beni o sıcacık ailesiyle tanıştırdı. Gerçekten bir kez daha anladım ki, ”Görünüşüne göre hüküm vermeyin; zengin bir kalp, ucuz bir ceketin altında olabilir.”

(Visited 84 times, 1 visits today)