Niye Her Şey Bu Kadar Normal?

Şimdi ne olacaktı? Ne yapabilirdim ki? Belki de bunu fark eden tek kişi benimdir ya da sadece çok az kişidir. Peki ben bu konu hakkında bir başıma iken ne yapabilirim? Kafamda dakikalarca bu sorular uçuşup durdu. A tabi ya siz hiçbir şey bilmiyorsunuz. O zaman sizin için her şeyi kısaca anlatayım: Yıl iki bin altı yüz seksen yedi. Tahmin edebileceğiniz gibi dünyadaki her şey gelişmiş durumda. Uçan arabalarla trafikte yolculuk etmek, hiçbir şekilde leke tutmayan ve buruşmayan hatta duruma göre renk ve şekil değiştiren kıyafetler giymek, yemek ve içecek ihtiyaçlarını vakit olmadığında küçücük kapsüllerle gidermek, hareketli kaldırımlar, sokak ve caddelerdeki reklamları hologram olarak görmek ve bunun gibi birçok şey artık hayal değil. Uzun süredir ülkeler arası ciddi bir savaş, insan popülasyonunun yarısını yok edebilecek bir virüs ya da dünyadaki bütün insanları korkutan bir doğal afet, yangın, deprem gibi, olmamıştı. İnsanlar artık eskisi gibi değildi dünyaya karşı. İki bin yirmi yılında başlayan felaketlerden ve iki bin yirmi üçte dünyanın yok olması tehlikesiyle karşılaşınca insanlar ciddi anlamda birlik olmuş, ülkeler sorunları düzeltmek için ellerinden geleni yapmışlardı ve şükürler olsun ki dünyanın o hali düzelmişti ve dünya genelinde, her ülkede aynı anda olmasa da, standartlar yükselmiş, bilim ve teknoloji hızla ilerlemiş ve günümüzdeki halini almıştır.

Bana gelirsek eğer: Adım Tom Darnay. Ormanlık alanlara yakın bir yerde yaşıyorum, bunu söyleme sebebimi söyleyeceğim birazdan, On yedi yaşında lise öğrencisiyim ve hayatımda her şey normal giderken birden bir şey fark ediverdim ve bu şey hayatımızın son birkaç yılını ve belki de yüzyılını yok sayıyor. İşin kötü kısmı ise birçok kişinin bana inanmayacak olması ve nedenle bu şey hakkında hiçbir şey yapamayacak olmamdı. Şimdi o şeyi size söyleyeceğim ve evet farkındayım benim deli olduğumu düşünebilirsiniz ama bunun doğru olduğuna adım kadar eminim.

Bir gün odamda yatağa yatmış ve şarkı dinlerken aklımdan geçen bir sürü şeyden sonra aklıma şu an yaşadığımız hayatın ne kadar da “aynı ve sorunsuz” olduğu geldi. Her gün aynı saatte kalkıp işe ve okula giden insanlar, ciddi olmayan yani olunca çok zarar vermeyen afetler, nadiren olan kazalar, ülkelerin uzun zamandan beri barış içinde olması… Bunların hepsi çok mantıksızdı. Bir kere mi bir sorun olmazdı bu kadar yılda, neden? Bütün bu şeyler olasılığı desteklemiyordu. Aradan üç yüz yıl geçecek ama bir tane bile ciddi bir sorun olmayacak. Bu soru birkaç gün kafamda dönüp durdu. Bir gün büyük dedemlerden kalma film ve kitapların olduğu sandığı alıp odama götürüp içini boşalttım. Birkaç gün sonra kutudaki hemen hemen bütün bilimle ilgili olan şeyleri okudum ve izledim. Okuduğum bir kitap simülasyondan bahsediyordu ama o kadar ayrıntılı değildi sadece hikayenin içinde bahsetmişlerdi. Ben de internete girip araştırmalar yaptım simülasyon hakkında tabi ve bunun hakkında birkaç film bulup izledim. Bilmiyorum çok mu etkilendim ama üzerinde biraz düşününce bir simülasyonun içinde olduğumu düşünmeye başladım.  Birkaç gün bu konu hakkında düşündüm hatta biraz fazla etkilenmiş olmalıyım ki annemle babam iyi olup olmadığımı merak etmeye başlamışlardı. Ben de sordukları soruları geçiştiriyordum. Ve bir an onların gerçek ailem olmadığını düşündüm. İnsan bir kere böyle düşünmeye başlayınca kendisine engel olamıyordu. Bu durumdan emin olmak için okuduğum şeylerden de yola çıkarak gerçekten de simülasyonda olup olmadığımızı test etmeye başladım.

Bazen aslında yapacağım şeyleri yapmamaya çalışmaya başladım. Mesela birinden önemli bir telefon beklememe rağmen telefon çaldığında ve ben de tam açacakken içimden bir ses: “Sakın o telefonu açma” dedi. Sırf merak ettiğimden telefonu açmadım. Evet biliyorum bu tarz şeyler simülasyonda olduğumuzu kanıtlayamazdı ama en azından beni başka birilerinin yönetmesini engelliyormuşum gibi geliyordu. Ve artık deja vuların da birer sistematik olduğunu düşünmeye başladım.

Ve gelelim baştaki soruma ben ne yapabilirim? Hiçbir şey. Her şeyi geçtim bütün insanları kendime inandırsam bile ne yapabiliriz ki? Sayımız artması hiçbir şeyi değiştirmiyordu. Zaten düşüncelerimi kanıtlayacak bir şey de yoktu tabi okuduğum araştırmaları, kitapları ve izlediğim filmleri saymazsak. Ve birden aklıma bir şey geldi: Ya bizi simülasyona koyan ve her dakika bizi izleyen insanlarla iletişime geçebilirsek? Sonuçta onlar, artık her kimlerse, bizi duyabiliyor, izleyebiliyor ve hatta belki de bizi yönlendiriyor olabilirlerdi. O an o kişilerle konuşmaya çalıştım, içimde beni duyuyor olduklarına dair o kadar güçlü bir inancım vardı ki bir şeylerin olmasını beklemiştim. Ve tabi ki bir şey olmadı hatta bağırmış olmalıyım ki içeri annem ile babam girdi ve bana ne olduğunu sordu. O an kendimi yere yığıldığımı hissettim. Etrafımdakileri duyabiliyordum ama gözlerimi zar zor açabiliyordum. Büyük ihtimalle hastaneye götürdüler beni çünkü en son hatırladığım bana bakan bir çift doktor kafasıydı.

Ve sessizlik. Ölüm sessizliğiydi sanki. Etraf da karanlıktı, gördüğüm tek bir şey bile yoktu. Bir süre sonra, ne kadar ben de bilmiyorum, sesler duymaya başladım. İnsanlar heyecanlı heyecanlı konuşuyorlardı. Bir süre sonra benden bahsettiklerini anladım ama sesleri tanıdık değildi. Neyse ki gözlerimi açabilmeye başlamıştım ve açtığımda ise gördüğüm şey karşında ne hissedeceğimi ben bile bilemedim. Bu insanları gerçekten tanımıyordum. Sonrasında en son hastaneye geldiğimizi hatırladım ama kalkıp etrafıma baktığımda buranın bir hastane olmadığını anladım. Kendime gelmeye çalışırken önlüklü biri gelip birinin beni beklediğini söyledi. Ne olduğunu ve kimin beni niçin beklediğini sorunca adamın verdiği cevap karşısında ne diyeceğimi bilemedim çünkü her şey birbirine girmişti ve cevabı da şuydu: “Efendim, Başkan sizi bekliyor çünkü bunun bir simülasyon olduğunu anlayıp oradan çıkmaya çalıştınız. Ve işte başardınız.”

(Visited 25 times, 1 visits today)