NÜFUS DENGESİ VE ÇIKARLAR

Nüfus, bir zaman boyunca belirli bir bölgede yaşayan veya benzer özellikler taşıyan insanların sayısı olarak tanımlanabilir. Sanayi Devrimi’nin beraberinde getirdiği hızlı üretim, bazı ürünlerin yaygınlaşmaya başlayan imalatları, düşen maliyetler ve kaynaklara erişme kolaylığının üstüne eklenen sağlık dünyasındaki gelişmelerle doğumun kolaylaşması ile sağ doğan çocuk sayısının artması ile aynı zamanda ölüm oranlarının günden güne düşmesi, yaşam süresinin artması ani bir nüfus artışına yol açtı.

7,9 milyar insana ev sahipliği yapan ve onlara adeta kucak açan bu mavi gezegen ani nüfus artışından memnun mudur bilinmez. Nasıl olsa bir asır önce 2 milyar insana barınak olan, yemesini içmesini karşılayan Dünyamız da şaşıp kalmış olmalı! Bu sorundan muzdarip ülkelerin başında 1 milyar 400 milyonu aşan nüfuslarıyla Çin ve Hindistan gelmektedir. İnsanların trenlere sığamayıp camlardan taştığı; kalabalık semtlerin getirdiği hava ve çevre kirliliği arasında dolaşan çocukların olduğu viral videoları hepimiz izlemişizdir. Kalabalık ülkelerin halkları git gide yemeğe, ekonomik desteğe, kaynaklara erişemez oldular ve haklı olarak isyan etmeye başladılar.

Bu sebeple, Çinli siyasetçiler Deng Xiaoping, Chen Yun, Li Xiannion 1979 yılında “tek çocuk politikası” olarak da bilinen bir kararnameye imza attılar. Bu kararnameye göre, evli çiftlerin yalnızca bir çocuğu olmasına müsaade ediliyordu. İhtilaflı bu karar zaman zaman genişletilse de ne Çinlilerin ne de dünya basınının dilinden düşemedi. Bunun üzerine, 2016’da “nüfusun çok ani düşüşler yaşadığı” gerekçesiyle bu kısıtlamanın şartı üç çocuğa kadar genişletilerek eski sıkılığı kalmadı. Keza, Çin’in nüfus karşısında aldığı en etkili tedbir de bu oldu.

Öte yandan, nüfusunu bollaştırmaya çalışan ülkeler de yok değil. Örneğin, Almanya’nın 1961 yılından 1973 yılına kadar sürdürdüğü işçi alım politikasıyla beraber 800 bin kişi Almanya’ya göç etmiş oldu. Genç nüfusu bir hayli fazla olan ve insanların iş bulmaya zorlandıkları memleket ile genç iş gücü arayan, ekonomisini güçlendirmek isteyen bu devlet arasındaki işgücü anlaşması, iki ülkeye ciddi katkılar sağladı.

Sonuç olarak, nüfus sıklığının veya seyrekliğinin hangi ülkeye ne yönde, hangi alanda nasıl bir etkisi olabileceğini kestirmek oldukça güçtür. Çünkü, bir ülkenin gidişatını ve refah seviyesini etkileyen tek parametre nüfus yoğunluğu değildir; olmamalıdır da. Eğer bir devlet, nüfus artışıyla ve azalışıyla baş edemiyorsa zayıf bir ekonominin ve siyasi iradenin göstergesidir bu. Asıl önemli olan, nüfus artışıyla karşı karşıya gelinirse bile bu durumu çıkarlar gözetilerek ülkenin lehine çevirmektir. Misal, başka ülkelerden göçmen kabul eden ve kendi ekonomik çıkarını gözeten devletler ya göçmenleri iş gücüne dönüştürmekte ya da daha güçlü sayılan ülkelerden “para yardımı” adı altında kendilerine ekonomik fon sağlamaktadır. Dediğim üzere, önemli olan nüfus değişikliklerinde endişelenmek değil; ülkenin kârı için durumu bir avantaja çevirmektir.

World population 1700-2030: an exponentially growing trigger. (source: Robbert Misdorp based on www.j-bradford-delong. net + WRI database) 

(Visited 9 times, 1 visits today)