O Gece Bir Yankı

Önemli
(Burada yazılanları okuduğum bir kitaptan esinlenerek yazdım. Olaylar gerçek değildir!)




O akşam arkadaşım Asya ve ben belgesel izlemeye karar verdik. Kuzenimin ölen büyük babasından kalma koca bir eski belgesel kutusu vardı. Kutuyu kurcalamaya başladık. Fakat ilgi çekici bir belgesel bulamamıştık. En son kutu boşaldığında elim karton kutunun sağ tarafındaki bir yüksekliğe değdi. Kutunun sağ tarafında iki karton arasına bir şey sıkışmış gibiydi. Kutuyu yırttım ve yüksekliğe baktım. Bir CD kutusuydu. Üzerinde ‘Ölülerin Yaşamı (Sıradan Bir Belgesel) yazıyordu. Arkadaşım şaşırmıştı. Çünkü söylediğine göre bu büyük arşivi adı gibi biliyordu ve daha önce böyle bir belgeseli hiç görmemişti. İkimiz de ilk defa bu garip belgeseli izleyecektik. Kutuyu açtım. İçinden ön yüzü siyah bir CD çıktı. Televizyonun karşısına geçtik. Asya, CD player’ı açmıştı ve benden CD’yi takmamı istiyordu. Bense bu konuda kararsızdım çünkü korkmaktan korkuyordum. Korkmaktan korkmak çok garip bir histi. Anlatması dahi çok zor. O sırada Asya, CD’yi elimden kaptı ve cihaza yerleştirdi.
‘Bu aptal şeyden korkmuyorsun, öyle değil mi?’
Cesur biriydi. Fakat fazla cesaretin iyi olmadığını iyi bilirim. Belgesel başladı. Süresine baktığımızda şaşırmıştık. 3 dakikalık kısacık bir belgeseldi. Belki de geri kalan kısmı bozulmuştu. Bunu öğrenmek için beklememiz gerekecekti. Asya kumandadan oynatma tuşuna bastı ve belgesel başladı. Tahmin ettiğim gibi ürkütücü bir belgeseldi. Asya öylece gözlerini dikmiş ekrana bakıyordu. Ekranda fotoğraflar halinde mezarlar, cesetler geçiyordu. Kalbim yerinden çıkacaktı. Asya’nın cesurluğu bile yetmedi. 30. saniyede Asya tam kapatmak için kumandayı eline aldı ki, bir ses konuşmaya başladı.
‘Ölüler sandığınız gibi ölü değildirler. Onlar, ölünce yaşamın başka boyutlarında varlıklarını sürdürürler. Bir ölü eğer isterse sizinle konuşabilir.’ gerçekten çok saçmaydı. Asya, bu saçmalığa dayanamadı belgeseli kapattı.
‘İğrenç bir belgeseldi. Ben lavaboya gidiyorum.’ dedi. Asya lavaboya gittiğinde odada tek başıma kalmıştım. Gözüm saate kaydı. Saat 8.20 geçiyordu. Dakikalar geçmesine rağmen Asya lavabodan dönmedi. Meraklanıp arkasından gittim. Lavaboya girdiğimdeyse Asya yerde öylece yatıyordu. Ne bir yara, ne de bir kan vardı. Şok olmuştum. Korkarak Asya’ya dokundum. Bir buz kadar soğuktu. Nabzına baktım. Atmıyordu. Çok korkmuştum. Ambulansı aradım ve yardım istedim. Asya’yı ambulansa ve beni de yanına bindirdiler. Kısa bir zaman sonra hastanede üstünde beyaz bir örtü olan ölen arkadaşım Asya’nın başında ağlıyordum. Bu sırada cesedi inceleyen uzman yanıma geldi ve konuşmaya başladı.
‘Bu cesedi ne zaman buldunuz? Bu kişi öleli en az 3 gün olmuş.’
İşte o zaman beynimde o iğrenç ses yankılandı:
‘Bir ölü… eğer isterse… sizinle konuşabilir…’


Dila Şah Kesici

(Visited 29 times, 1 visits today)