O Kim

 

Benim adım August Pozorski ve kendimi bildim bileli yaşadığım şehir olan Krakow’dan bir kere bile ayrılmadım. En azından onunla tanışana kadar öyleydi. Onunla tanışmadan önce sıradanlık kelimesinin vücut bulmuş haliydim diyebiliriz hatta daha da kendime dürüst olmam gerekirse ezik bir biriydim. Ama o beni değiştirdi ve benim şu anki halime ulaşmamı sağladı. O, eski beni öldürdü! Onu ilk gördüğümde ikimiz de sadece birbirine yabancı iki gençtik ama durun! Bu biraz fazla klasik olmadı mı? Sanırım herkes sonradan ikimizin de yakınlaşacağını az çok tahmin etmiştir demeyi inanın çok isterdim ama maalesef öyle olmadı. O beni hiç görmedi ve duymadı hatta beni tanımadı bile o sadece gendi meselelerine bakan özgür ruhlu bir çiçekti, benim çiçeğim. Dikkatini hiçbir zaman çekemedim hiçbir zaman çünkü sıradandım hem de fazlasıyla sıradan. Bunca yıl beni ben yapan sıradanlığımdan bıkmıştım artık onun dikkatini ve hatta sevgisini istiyordum, ilgisini istiyordum. Ve benim değişimim başladı. Değişimimi mükemmelleştirmek için onu biraz izlemem gerekti ki tam onun istediği gibi birisi olabileyim. Ama epey büyük bir sorunum vardı o da şu ki onun hakkında en ufak dahi fikre sahip değilim. Ne nerede yaşadığını biliyorum ne nasıl birisi olduğunu ne de arkadaşlarını biliyorum hatta arkadaşı var mı onu bile bilmiyorum. Bu yüzden dönüşümümü tamamen kafamda tamamlamam gerekiyordu. Giderek değiştiğimi hissediyorum sanki başkalaşıyorum be aynı zamanda da tükeniyorum. Ama sanırım kendimi ona daha yakın hissediyorum giderek yakınlaşıyoruz.

Sanırım artık sıradan bir adam değilim çünkü ara sara bana baktığını görüyorum. Hislerimi anlatmaya kelimeler yetersiz kalır mutluluktan bayılmak üzereyim. Amacıma giderek yakınlaşıyorum çok yakında artık beni tanıyacak benimle konuşacak benimle vakit getirecek belki beni sevecek çok az kaldı. Ona daha fazla yakınlaştıkça artık daha iyi anlıyorum o da bana muhtaç o da beni istiyor sanırım o da benim için değişmeye çalışıyor giderek bana daha fazla yakınlaşıyor bazen o kadar yakın oluyor ki nefes alış verişini ensemde hissedebiliyorum.

Ama bazen değişim yeterli mi emin olamıyorum sanki bir şeyler eksik sanki bir şeyler tam yerinde değil evet ne yapmam gerektiğini biliyorum artık onunla konuşmamın vakti gelmişti tüm cesaretimi toplayıp onunla gidip konuşacaktım be ne kadar değiştiğimi artık sıradan bir birey olmadığımı ona gösterecektim böylelikle artık ben ona değil o bana hayran olacaktı. O gün Varşova’dan ilk ve son ayrılışım gerçekleşecekti masasına bıraktığım mektupta her şey açıkça belirtilmişti onu Tyniec de bir kafeye davet ettim ki artık her şeyi ona belirteyim. Kafeye heyecanıma yenik düşüp olabildiğince erken gittim ve beklemeye başladım. Bekledim, bekledim ve bekledim ta ki kafeden kovulana kadar bekledim ümidimi yitirmeden bekledim çünkü geleceğine inanmıştım sonuçta değişmiştim neden gelmemişti ki. Tam bu karmaşa kafamı ele geçirmişken ve oradan tam uzaklaşmak üzereyken omzuma bir el dokundu bir an onun hayaliyle arkama döndüm ama arkamda kimse yoktu arkama döndüğüm zaman gördüğüm tek şey kafenin kapı girişine bakan duvarda asılı olan bir aynaydı. Yansımasında benim olduğum bir 

(Visited 10 times, 1 visits today)