On Dilek

Her sabah olduğu gibi kahvem elimde o günün yapılacaklar listesini yazıyordum. Uzun zamandır kendime ayıracak vaktim olmadığından günümü bol bol yaşamak istiyordum.  Tabii her şey bekledigim gibi gitti diyemem.

Havalar soğumaya başladığından dolayı yeni kıyafetlere ihtiyaç duymaya başlamıştım. Geçen yıl taşınmamız nedeniyle birkaç koli kayıp olmuş ve beraberinde kıyafetlerim de gitmişti.  Babam öldüğünden beri annemle pek iyi anlaştığımız söylenemez.  Her zaman babasının kızı olmuşumdur.  Hepimiz için bir dönüm noktası olmuştur o gün.  Tabii annem yerinde duramayıp ikinci evliliğini yapmıştı.  Ona ne zaman baksam midem bulanır hep. Babamın ölmesini beklemişti sanki mutlu olmak için.  Ablam en kısa zamanda kendi evine çıkıp bizi bir daha aramamıştı, onu asla suçlamadım aslında.

Evden bir hışımla çıkarak butiklerin bulunduğu sokağa varmıştım sonunda . Annem yine bana kızacak yer bulup hemen bağırmıştı.  Ona sinirimle yanıma şemsiye bile almayı unutmuştum.  Vitrinlerde dolaşırken kafama taşa benzer bir şey düşmüştü.  Ilk başta sinirle kim attı diye bakarken taşın aslında bir kutu mum olduğunu anladım.  Üstünde bilmediğim bir dilde yazılar yazıyordu.  Kutuyu elime alıp çöpe tam yönelmiştim ki dikkatimi vitrinde duran bir çanta çarpmıştı.  Mağazaları gezdikten sonra arabama geçtim ve biraz soluklandım . Yağmur kendini doluya bırakmaya başlamıştı. Şehiri kargaşa sarmıştı bir anda , oysa ben bu tür havalara bayılırdım. Babam ben yaklaşık üç yaşındayken yağmurlu havaların her zaman güzel bir şey getireceğini ama eğer korkup saklanırsam o güzel şeyin beni bulamayacağımı söylerdi.  O günden beri ne zaman yağmur yağsa bitene kadar dışarıda bekler ve güzel şeyin beni bulduğundan  emin olurdum.

Annem her zaman olduğu gibi söylenerek evi temizliyordu. Mantığa yatar bir durum değildi gerçekten,  eğer mutlu olamayacaksa neden evlenmişti ki ? Beni ve ablamı kaybetmeyi göze almıştı madem bari mutlu olacağı bir şey için olsaydı. Selam vermeden odama geçtim ve hemen bir bardak kahve yaptım kendime. Içim üşümeye başlamıştı ki çantamın içinden düşen mum kutusuna gözüm ilişti.  Bir tanesini yakmak için elime almıştım ki kutudan bir not düştü.  Içinde sadece dilek tut yazan notu çok da ciddiye almamak ile birlikte yine de o an ablamın yanımda olabilmesini diledim. Yaklaşık beş dakika sonra kapı çalmıştı, ablam gelmişti.  Bu biraz tuhaf gelse bile anın getirdiği sevinç ile boynuna atladım hemen. Uzun bir süre sadece birbirimizin hayatında olup bitenlerden bahsettik. Annem odaya girip çıkıyor,  her seferinde bana karşı iğneleyici laflar söyleyip çıkıyordu.  En sonunda patlayıp ona bağırmıştım , sinirle basamakları çıkarken aklıma mumlar gelmişti.  Elime bir tanesini alıp o gün babamın değil de annemin ölmüş olmasını dileyip hemen üfledim.  Uzun bir süre ağladıktan sonra şu almak için aşağı indim ve işte tam orada , tam karşımda babam duruyordu. Gerileyerek olan şeyi idrak etmey çalıştım.  Babam o gülümser yüzüyle bana bakıyor ve yüzünde anlamsız bir şaşkınlık barınıyordu.  Her şey o kadar mükemmeldi ki ta ki babam sürekli bana bağırmaya ve eşyaları biribirine savurmaya başlayana kadar. Tam o an aslında beni mutlu eden şeyin annem ve babamın beraber olması,  annemin sırf o yokluk olduğunu fark etmeyelim diye tekrar evlendiği aklıma oturmuştu.

Tam o sırada omzuma değen bir elle irkildim. Annemdi bu , koltukta uyuya kalmış olsam gerek beni akşam yemeğine kaldırmıştı.  Koltuktan kalkıp ona uzun zaman sonra sarılıp ona onu sevdiğimi söylemeye cesaret etmiştim.  O bana yapılabilecek en güzel şeyi yapmaya çalışmıştı her zaman. Işte o zaman bir aile bireylerini sevgi dolu yapan şeyin o kişlerin bir bütün olması olduğunu anladım.

Şimdi o günün üzerinden bir yıl geçti , bu bir yıl boyunca bana sorulan annen mi baban mı sorusuna bir cevap aradım. Her sonuç onları anne ve baba yapan şeyin ikisinin bir arada olmasına çıktı  aslında. Bir aileyi bütün yapan şey hepsinin beraber olmasıdır.

(Visited 20 times, 1 visits today)