Paltolu Adam

Uyandım. Fakat nerede uyandığımı anlayamadım. Etrafımda anlam veremediğim renkli tuşlar vardı. Helikopter gibi sürüklemeli kapısı olan bir aracın içindeydim. Bu araç bana hayallerimdeki zaman makinesini anımsatıyordu. Karşımdaki ışıklı ekrana gideceğim tarihi girmem gerekiyor diye düşündüm kendimce. Yandaki camdan dışarıya baktığımda hiçbir şey yoktu, sanki ışığı bile olmayan ıssız bir sokakta gibiydim. Artık ekrana tarih girme vakti gelmişti. Tarihi girdim ve hemen yanındaki yepyeni duran sarı düğmeye bastım.

 

Tuşa bastıktan sonra bir süre ışıklar kesildi. Etrafımı göremiyor, ses duyamıyordum, hatta kendi soluksuz çığlıklarımı bile. Sonra gözümü kamaştıran sade bir beyaz ışık gördüm. Gözlerimi kapatmak zorunda kaldım.  Tekrar gözümü açtığımda bir trenin içinde uyandım. Eski, buharlı bir trendi bu. Koltuklarındaki kumaştan 50’lerde olduğumu anlayabiliyordum. Galiba trenin en arka vagonundaydım. Dışarı baktığımda karmakarışık bir şehrin içinden geçtiğimizi kavradım ve ön taraflara doğru yürümek için ayağa kalkmaya çalıştım ama kendimi güçsüz hissediyordum. Kalkmak için gösterdiğim bütün çabalar beyhudeydi. Biraz daha uzanmak benim için faydalı olabilirdi. Güçlükle yanımdaki koltuğa uzandım. Bu trenin içinde çok fazla insan yok gibiydi çünkü bütün kompartımanların kapısı açıktı, hatta benim olduğum vagonda bir ben bir de alicenap bir beyefendi vardı. Bu beyefendinin üstündeki krem kaşmir paltonun sağ omuzunda kahverengi bir leke vardı. Krem rengindeki fötr şapkası onu bilge birisi gibi gösteriyordu. Pirinçten yapılmış saati göz kamaştırıyordu, yeni almış gibiydi.  Yuvarlak gözlükleri çocuksu bir kişiliğe sahip olduğunu belirtiyordu. Onun olduğu kompartımana girdim ve oturdum. Hafif sarı saçlı bir adamdı. Mavi gözleriyle bana baktı ve yüzünde ufak bir tebessüm oluştu. Tam oturacağım anda tren durdu ve Paltolu Adam ayağa kalktı. Ona Paltolu Adam demeyi tercih ediyordum çünkü paltosu toplum içinde dikkat çekecek kadar eşsizdi. Ayağa kalktıktan sonra bana bakıp fötr şapkasını hafifçe öne doğru eğdi ve “İyi günler” dedi. Eskimiş sürgülü kapıyı eliyle açtı ve çıkışa doğru yürüdü. Ben hala nerede olduğumu anlamamıştım. Hızlıca bu buharlı trenden indim ve gardan çıkmak için kapıya doğru yürümeye başladım. Etrafımdaki bütün insanların giyinişi birbirine benziyordu. Beyefendilerin hepsinde fötr şapka vardı. Ellerindeki deriyi anımsatan çantaların içinde neler olduğuysa ayrı bir merak konusuydu. Garın kapısından içeri girdim ve etrafımda tarih aramaya başladım. Ama bulamadım. Yerler mermerlerden yapılmıştı. Dışarı çıkış kapısına doğru yöneldim. Dışarıdaki hava pek de güzel değildi. Yağmur yağıyordu. Ayrıca havanın kirli olduğunu hissedebiliyordum. Bu beni şu anda bulunduğum ülkenin sanayi açısından gelişmiş bir ülke olduğunu düşünmeye itti. Arkamı döndüğümde garın üstünde büyük ve italik harflerle ‘Manchester Garı’ yazdığını gördüm. İngiltere’deydim. Gökyüzü kararmıştı, bütün kent dumandan dolayı kirlenmişti. Sokaklar kalabalık, dükkânlar doluydu. İnsanlar mutluydu. Her yanımdan geçen insan bana bakıp gülümsüyordu. Yollardan geçen at arabaları ve eski arabaların neredeyse hepsi siyahtı. Kadınların üstlerindeki kıyafetler genellikle beyaz ve açık pembe ya da sarı renkten yapılmış elbiselerdi. Galiba kıyafetlerim yüzündendi. Üstümdeki sarımtırak uzun kollu tişört beni farklı kılıyordu. Derken yanımdan Paltolu Adam geçti, arkasından koşup onu yakaladım ve selam verip hangi tarihte olduğumuzu sordum bana çok sade ve düzgün bir aksanla ‘Ben de bilmiyorum.’ dedi ve bana daha önce de yaptığı gibi hafifçe gülümsedi. Bu bana zamanında okuduğum bir kitabı anımsattı. Hemen trene geri koştum, bilet kontrolü olup olmadığını bilmediğim için içeri daldım. Mermerden yapılmış yerden yürüdüğüm için kayıyordum. Garın kapısının geçtim ve indiğim trene geri bindim. Biner binmez tren hareket etti. Kapının hemen yanındaki kompartımanın kapısını açtım ve içeri oturdum. Biraz sonra anlam veremediğim bir şekilde tren geri gitmeye başladı. Yanıma Paltolu Adam geldi ve hiçbir şey söylemeden oturdu gözümün içine baktığında gözlerim yine aynı beyaz ışıkla kamaştı. Gözümü kapattım, açtığımda yine aynı ıssız ve soğuk yerdeydim. Okuduğum kitabın bende böylesine güzel bir hayal yaratacağını tahmin etmiyordum.

 

Günümüzden farklı olarak insanlar etrafına neşe saçıyordu. Herkesin birbirine saygısı vardı. Fakat günümüzdeki gibi kentleşme ve sanayileşmenin etkisiyle kalabalık ve kirlilik vardı. Ama bu gelişmenin göstergesiydi. Etraftaki insanların artık eskisi gibi cahil bir güruh olmadığı apaçıktı.

(Visited 40 times, 1 visits today)