Perdelenmiş Ruhlar

İyilik, içi kötülük altında kurumuş günümüz insanın hayatında, çöldeki bir kum tanesi büyüklüğünde yer kaplamaktadır. Bu kum tanesi de çoğu zaman bencilliğin ve kibrin rüzgarına kapılıp uçmaktan alıkonulamaz. Geriye kalan insan ise uzun bir binanın küflenmiş, dayanıksız sütunlarından ibarettir, yıkılmaya mahkumdur. Hem düzenin bir kölesi hem de düzenin bir efendisi haline gelmiştir. Düzenin, insan doğasına aykırı davranışlarına adaptasyon gösterip iyiliği kendi bedeninden soyutlarken düzenin bu yönde gelişmesine, evrilmesine ve güçlenmesine bedenleri asla toprak olmayacakmış gibi katkı göstererek iyiliğin önünde bir bulut olmakta, insanı doğrunun ışığından mahrum bırakmaktadır. Ta ki buluttan düşen zehirli damlalara, içi çürümüş bedenlerinden akan gözyaşları da dahil olana dek.

Kötülük, birçok insan filizinin toprağı olmakta ve onu geliştirmektedir. Bu filizler büyüyüp ağaç olduğunda farklı renkte çiçekler açsa da hepsi aynı topraktan beslenmiştir. Kötülüğü yaşam tarzı edinen insan; yoldan çıkmışlığı gaye, kayıtsızlığın kör edici perdesini ve bencilliği kişilik edinmiştir. Kötülük, insan ruhunu zehirlemiş ve tamamen kendinden ibaret kılabilmek için vicdanını sessizleştirmiştir. Kötülük insanla evrenselleşmiştir.

İyilik ise bulutlu bir gecedeki yıldızlar kadar bulanık beyaz noktalar gibidir insan ruhunda. Ancak bu noktalar her insanın ruhunda farklı büyüklükte ve sayıdadır. Biz bunların her birine erdem demekteyiz. Erdemler, insan ruhunu karanlık noktalarından arındıran iyilik demetleridir. Ancak bu demetler gece ile gündüz kadar farklı ve deniz ile gökyüzünün maviliği kadar ayrıdır. Coğrafyaya, kültüre ve eğitime bağlı değişkenlik gösteren erdemler, her ne kadar aynı da gözükse birbirinden çok kesin çizgilerle ayrılmaktadırlar. Beş adım ötedeki bir evde bile yetiştirilme tarzından dolayı kibarlık, doğruluk gibi anlayışların genişliğinde ve yansıtılışında farklılık görülebilirken erdemlere evrensel diyebilir miyiz? Bu da insanın evrensel kıldığı kötülüğün gölgesinde varlık göstermeye çalışan, iyiliğin biricik meşaleleri olan erdemlerin; bireysel varlık göstermesine sebep olmaktadır. Erdemler dar bir kutuda hapsolmuşken kötülüğün bulaşıcı bir hastalık gibi her sokakta varlık göstermesi; iyiliği gölgelerin ardında saklanmış, biçimsiz birer düşten ibaret kılmaz mı?

Erdemler, iyiliğin kültürde yaşam bulmuş halidir. Kültür ise bölgesel farklılıklardan soyutlanamaz bir olgudur. Dolayasıyla erdemlerin de bölgeden bölgeye farklılık göstermesi şaşırtıcı değildir. Her ne kadar çeşitlilik erdem ağacını kötülük karşısında beslese de her ihtiyacı azar azar karşılanan bir ağacın güçlü kalması pek mümkün değildir. Erdemler birlik olmadığı sürece güçsüz olacak ve varlığı genişlemeden son bulacaktır. Saygı, sabır, dürüstlük gibi erdemler ortak kabulle bugünkü yerini almış ve varlığını zamandan  bağımsızlaştırarak ölümsüzleştirmiştir. Eğer her sokak lambası altındaki değer, ortak yönleri alınarak evrensel erdemlere dönüşseydi o zaman tüm iyilikler ebedileşirdi. İnsanların karanlık ruhları sonunda ışığa kavuşur. Ve belki de dünya, insanlarını gecenin hükmünden kurtarmak üzere güneşle son bir kez daha yüzleşirdi.

Kısacası, erdemler birbirinin ucuna eklendikçe ancak insanları düştükleri bu karanlık kuyudan ışığa çıkartacak bir ip uzunluğuna ulaşabilir. Kötülük ışıkta bile iyiliğin peşini bırakmayacak, insanların gölgeleri kılığına girecektir. Fakat gölgeler, insana karşı zararsız ve sadık kalacaklardır. Erdemler küreselleşmedikçe ise insanlar, kötülüğün gölgesi olacak ve sonsuza kadar sessiz bir takipçiden ibaret kalacaktır.

 

(Visited 7 times, 1 visits today)