Peşimdeki Gölge

Sessiz ve soğuk bir yolun başındaydım. Yalnız başıma soluk soluğa kalmış bir şekilde yürüyordum. İçimde, sessizliğin gün yüzüne çıkacağıyla ilgili bir endişe vardı. Sanki bedenimin içindeki ruh benim ruhum gibi değildi. O kadar kısa bir zaman diliminde çok karmaşık duygular içindeydim. Ama en çok korku ve endişeyi hissediyordum. Yürüdüğüm derin sokakta aklımda aynı sorular dönüp dolaşıyordu. Sessizliği kelimenin tam anlamıyla bedenimde hissediyordum ta ki o ana kadar. Arkamdan koşuşturma sesleri geldi, kafamı çevirip baktığımda bu sima farklı gelmedi gözüme. Küçük bir bakışmanın ardından tüm gücümle koşmaya başladım .O ise sanki peşimdeki bir gölgeymiş gibi  beni takip etmeye devam etti. Ben koştukça o daha da hızlanıp öfkeleniyordu. Hızla koşuşturduğum o korkutucu cadde de iki binanın arsındaki çıkmaz sokağın arasına girdim.

 

Hızlıca etrafıma bakındım burası son duraktı. Artık hiç bir umudum kalmamıştı, ya ölmeyi bekleyecektim ya da savaşmayı. Yere bakındım ve uzun bir demir parçası gördüm, eski inşaattan kalmış belli ki.
Hemen demir parçasını elime aldım ve ardından o geldi. İşte şimdi savaşmayı ve hayata karşı mücadele etmeyi seçtim. O fazlasıyla öfkeliydi çünkü yıllar öncesinde onun canını çok yakmıştım. Şimdide o benim canımı  yakmaya hatta öldürmeye gelmişti .Son zamanlarda hayata karşı çok fazla bitkin olsam da şu an ölmek için çok
geçti. O yüzden derin bir nefes alıp demir parçasını ona doğru uzattım. Amacım ona zarar vermek değildi çünkü geçmişte ona yeterince acı yaşattım, amacım sadece kendimi korumaktı .O bana öfkeli gözlerle bakmaya devam etti ve ardından şöyle dedi; artık senin için burası son durak buradan kaçış yok. Bu kan dondurucu cümlenin ardından hızlanarak koşmaya başladı ve bir anda üstüme atladı. Geçmişte yaşadıkları onu çok
yıpratmış belli ki, o yüzden acısını benden çıkarmak istiyordu. Aramızda uzun bir boğuşma oldu. Ben canımın derdindeydim o ise beni öldürmenin. Elimdeki demir parçasına baktım ve kafamı kaldırıp ona baktım niyetim canını acıtmak değildi ama şimdi ölemezdim. Çaresizce elimdeki demir parçayı ona sapladım.  Geçmişte ona yaşattıklarımı düşününce bile vicdan azabı çekerken, ben şimdi ona zarar verdim. Demiri saplayıp çıkardıktan sonra onun yüzündeki acı çekme ifadesi beni bir kez daha bitirdi. O acılar içinde kıvrılırken ben ne yapacağımı bilemeyip hemen oradan koşarak uzaklaşıyordum ki arkamdan “ben senin gölgenim nereye kaçarsan kaç seni bir gün bulup bana yaşattıklarını yaşatacağım” diye bir ses yükseldi

 

O yalnız daracık sokaklarda nereye gittiğimi bile bilmeden koşuyordum. Tek istediğim bu korkulu yerden ölmeden kurtulmaktı. Burası bana büyük bir labirenti anımsatıyordu ama tek sorun bu karmaşık labirentten bir daha asla kurtulamayacak olmamdı .Bugün kaçtım diyelim ama hayatım boyunca nasıl kaçıp kurtulacağım bu labirentten? Aklımda binlerce düşünce dolaşıyordu. Deminki anın şokuyla kendimi koşuşturmaya fazla kaptırmıştım. Soluk soluğa  kaldım biraz dinlenmek için kaldırımın kenarına oturdum, aynı zamanda onu düşünüyordum bugün ondan kaçmış olabilirim ya yarın tekrar kaçabilecek miyim? Bu düşünceler içimi karartıyordu. Olayın şokunu atlatabilmek için nefesimin  kontrolünü ayarladım ve nefes alıp vermeye başladım. Ve bir anda siyah bir görüntü yansıdı, elimle gözlerimi ovuşturdum. Ama bu sefer gördüğüm kırmızıydı, kan kırmızısı. Her yerimde kanlar vardı. Ellerimde, kıyafetlerimde, yüzümde. İşte o an bütün dünya sesizliğe büründü bu yardım çığlıklarımı bir tek ben mi içimden duyuyordum? ben Daha da panikledim ve o ses kalp atış ritmimi daha da hızlandırdı. Kafamı yana doğru çevirdiğimde bana doğru yaklaşan mavi ve kırmızı ışığı gördüm .Bu ses polis arabasının siren sesiydi .O anki panikle kaldırımdan kalktım ve şüpe çekmemek için hızlı adımlarla yürümeye başladım .O korkuyla kalp atış seslerimi duyabiliyordum .O his tarif edilemez bir histi .Hala polis arabasının sirenini çok yakından duyuyordum. Derin bir nefes aldım tam koşmaya başlayacaktım ki polis arabası yönünü değiştirdi. İçimde bir huzur hissi oldu. Ve kendimi yere attım, asfaltın üzerinde çiseleyen yağmur tanelerini karşıladım .Bir anlık kendimi özgür hissettim, kendimi kafesinden kurtulan bir kuş gibi özgür hissediyordum. Ama aklıma takılan düşünceler yine beni tedirgin etmeye başardı. Her halükarda demir parmaklıkların yolları beni bekliyordu. Geçmişte yaşananlardan sonra benim dışarıda özgürce gezmem çok anlamsızdı. Ama tek istediğim sakin, huzurlu ve özgür bir hayattı. Bu yüzden karda yürüyüp izimi belli etmemem gerekiyordu. Yağmur taneleri gittikçe daha da hızlanıyordu, tamamen ıslanmıştım. Etrafımda tek gördüğüm yıkık ve terk edilmiş evler, yanan
bir sokak lambası ve gece mavisi bir gökyüzü. yağmur suyu ile birlikte kan lekeleri akıp gitti. Yattığım yerden kalkıp yürümeye başladım. Kıyafetlerim çok ıslanmıştı ama ilk defa ıslak olmayı sevmiştim.

 

Biraz yürüdükten sonra yoldan geçen bir taksi gördüm, cebimde beş kuruşum yoktu ama evime gitmem gerekiyordu. Elimi taksiye doğru uzatarak dur işareti yaptım. Yanıma kadar geldi ve durdu. Taksiye bindim ve evimin adresini tarif ettim. Gün içerisinde yaşadıklarımdan dolayı karmaşık bir duygu içerisindeydim, benimsediğim ruhum artık benim ruhum değilmiş gibiydi. Bir anlığına her şeyi unutup siyahlığın içine gömüldüm. Taksinin penceresinden esen hafif rüzgar yüzüme çarpıyordu .Ve bir ses yükseldi “hadi sizi mi bekleyeceğim,
evinize geldik paramı verin artık” taksi şoförü oldukça öfkeli bir adamdı .Ama hesaba katmadığım birşey vardı ben parayı nasıl ödeyeceğim? Taksi soförüne şu anda yanımda para olmadığını, burada beklemesini ve evime çıkıp parayı ona getireceğimi söyledim. Gittikçe daha da öfkelenen adam kafasını onaylar şekilde salladı. Taksiden inip evimin kapısına doğru yürümeye başladım. Binanın demirden büyük kapısını açıp içeriye girdim. Binanın merdivenlerinden çıktım ve 1. kattaki evime geldim. Kapıyı açtım, yoksulluğumun içinde taksi şoförüne vereceğim parayı arıyordum. Küçük ve yoksul evimde para arıyordum ama bulduğum sadece birkaç demir paraydı. Küçük evimde bakmadığım tek yer odamdı. Odamın kapısını açmak için kapı kulpuna doğru elimi uzattım. Ve kapıyı açtığımda gördüklerime inanamadım. O karşımdaydı ve bana silah doğrultuyordu. İşte şimdi yolun sonuydu. Asla gölgemden kaçamazdım. Kafesinden uçup kurtulan kuş doğasında ölecekti. Savaşmak için
hiç bir şey yapmayacaktım çünkü kaçmaktan yorulmuştum kendimi ona teslim ettim ve ölmeyi bekledim. Ve en acı olan karşımdakinin öz kardeşim olmasıydı…

(Visited 8 times, 1 visits today)