Renkler ve Fikirler

İnsanın fıtratında var diyerek insanlara belirli kişilik ve karakter özellikleri yaftalamak doğru bir yaklaşım mıdır sizce? Bilim insanları ve uzmanlar olarak pek bir severiz kalıplaşmış ifadeler kullanmayı. Bilim, bir kısmına değinse de bu düşüncenin; diğer bir kısmına filozoflar sıkıca kenetlenmişlerdir. Tarihimizde birçok filozofun eserlerinde söz konusu olan “insanlığın” bu doğası elbette ki belirli genellemelerle tanımlanıyor. Fakat ne kadar doğru ne kadar yanlış tabii ki tartışılmalı.

Öncelikle fark edilmesi gereken, doğanın içinde olmadığı gibi bizim doğamızda da siyah-beyaz, doğru-yanlış, iyi-kötü tanımlamaları kesin bir biçimde belirtilmemeli. Siyahın olduğu yerde beyazın da olduğu ancak aynı zamanda aralarında bu iki uçurumu bağlayan bir gri köprünün bulunduğu unutulmamalıdır. Bu bahsi geçen grilik ise insanın ta kendisi! Her ne kadar son zamanlarda koyu ve bulanıklaşmaya başlamış olsa da kesin bir siyahtan söz edilemez. Doğa gereği iyi/kötü tabirleri de bu nedenden dolayı suya düşüyor. Doğa gerekene sahiptir; ne ak ne kara bulunur, ne masum ne aşağılık… Bir aslana bakalım örneğin: aslan, yavrularına yemek götürmek için küçük tatlı mı tatlı bir geyiği öldürür. Burada kim haklı? Daha da önemlisi haklı aranmalı mı?

Demem o ki kesin bir fıtrat da aranmamalı söz konusu tabiat ana olunca. O, kendi içinde düzeni oluşturmuştur ki bu düzen, içinde binbir renk bulundurur. Biz de bu renklerden bir tanesiyiz sadece. Belki etrafındaki renkleri kirletmeye başlayan, canlılıklarına çamur bulaştıran bir renk… Fakat bir renk yine de!

Topluma bakıldığında ise asıl anlatmak istediğim konu daha anlaşılacaktır eminim. Günlük hayatımızda birçok zorlu durumlarla karşılaşmakla birlikte sürdürmemiz gerek bir düzen ya da en azından izlememiz gerek bir çizgi var. Herkesin çizgisi birbirinden oldukça farklı. Kiminin dalgalı ve bir o kadar da uzun, kiminin dümdüz fakat ince, kiminin engebeli, kiminin ise bir bataklık gibi kokuşmuş. Bu çizgide ilerlerken herkesin farklı inanışları ve davranışları bulunur. Bu davranışlar ne bizi tam “iyi” ne de tam “kötü” yapar.

“İnsan doğası gereği kötüdür.” “ İnsan doğası gereği iyidir.” diyen Hobbes ve Rousseau bir hayli karıştırmış olmalı olayları ki bu kadar naif bir yorumda bulunmuşlar. Kişi, ne Hobbes kadar acımasız ve nefret dolu, ne de Rousseau kadar naif olmalıdır bu hayatta. Eğer bu kadar sert ve kesin bakarsak belirli konulara, genelleme yaparak istisnaları görmezden gelir ve azınlıkları bir kenara itmiş oluruz. Unutmamalıdır ki bu içinde bulunduğumuz karmaşada; hâlâ iyilik için çabalayan, kendince iyi olmaya çalışan insanlar vardır.

Uzun sözün kısası istisnalar görmezden gelmemeli ve genelin içine detaylı bakarak belirli yorumları yapmalıyız. Kesin yargılar bizi yanlış yöne ve yanlış anlaşılmalara sürükleyeceği gibi daha da batmamıza yol açar. Bizim fıtratımızda olan ve her gün tekrardan hatırladığımız şey; insanlığın ne kadar değişken ve çeşitlilik bulundurduğudur.

(Visited 4 times, 1 visits today)