Rujum mu Hayatım mı?

Ayakkabımın arkasına basıp aceleyle evden çıktım. Bu hafta işe üçüncü kez geç kalıyordum ve patronumun artık buna müsaade edeceğini de hiç sanmıyordum. Apartmanımdan koşarak çıktım ve bir sonraki otobüsü yakalama umuduyla durağa doğru hızla ilerlemeye başladım. Sokak o kadar kalabalıktı ki zar zor ilerliyordum ve bu durum beni çileden çıkarmak üzereydi. Ortalıkta ellerinde broşür tutarak reklam yapmaya çalışan veya hızlı bir şekilde ankete katılmamızı isteyen insanlar vardı. Durağa yaklaştığımda otobüsün daha gelmemiş olduğunu görünce biraz rahatladım, tam oraya doğru giderken bir el omzuma dokundu. Elinde bir takım formlar ve kalem tutan adamlardan biri bana selam verdi, “Merhaba 2 dakikanızı ayırarak anketimize katılmak ister misiniz?” diye sordu. Zaten geç kalmıştım ve bununla uğraşabileceğimi sanmıyordum. Ancak bu tür anketörlerden de kolay kolay kaçabileceğimi düşünmüyordum. Durdum ve arkamı döndüm. Adam döndüğümü gördüğünde gülümseyip devam etti “Çok kısa bir sorum olacak, eğer ıssız bir adaya düşseydiniz yanınıza alacağınız 3 şey ne olurdu?”. Soru beklediğimden farklı geldi ve gereksiz bir soru diye düşündüm. Tam soruyu cevaplayacağım sırada otobüsün durağa geldiğini gördüm. Anında panikleyip otobüsü kaçırmamak için çok düşünmeden cevapladım, “Bilgisayarım, telefonum ve rujum.”. Adam bunları yazarken bana teşekkür etmesine fırsat vermeden durağa doğru koşmaya başladım. Tam kapılar kapanırken içeri girdim ve yer olmadığı için tutunacak bir yer aradım. İşe vardığımda patronumun daha gelmediğini görüp rahatladım ve hemen ofisime doğru yol aldım.

 

Güneşin keskin ışınlarıyla gözlerimi araladım. Hafif bir rüzgar tenimde geziniyordu ve uğultulu sesler duyuyordum. Yattığım yerden doğrulup nerede olduğumu anlamaya çalıştım. Her tarafım kaşınıyordu ve hava çok sıcaktı. İyice kendime geldiğimde bir sahilde olduğumu anladım. Ama bu çok saçmaydı en son eve gidip yattığımı hatırlıyordum buraya gelmem imkansızdı. İyice doğrularak etrafımı incelemeye başladım, arkamı döndüğümde göğe kadar ağaçların uzandığını gördüm. Anlam veremiyordum, buraya ne ara ve nasıl gelmiştim. Ayağa kalkıp üstümdeki kumları silkelerken gözüme kumların üstünde duran siyah bir çanta takıldı. Oraya doğru ilerleyip içinde ne olduğuna bakmak için çantayı açtım. İçinden çıkanların telefonum, rujum ve bilgisayarım olduğunu görünce şaşırdım. Sonra her şeyi parça parça hatırlamaya başladım. Birkaç gün önce işe giderken yolda yanıma alacağım üç şeyin ne olacağı sorulmuştu. Ama bu bir şaka olmalıydı. Akılımdan milyonlarca soru geçiyordu. Bu gerçek miydi, ne kadar burada kalacaktım, kim böyle bir şey düzenlemişti, ben neden buradaydım?

 

Çantayı da alıp adanın iç taraflarına doğru yürümeye başladım. Su veya yemek bulabileceğimi umuyordum yoksa çantamdakilerle hayatta kalmam mümkün değildi. Kaç saattir yürüdüğümü bilmiyordum ancak hava kararmaya başlamıştı. Bitkinlikten olduğum yere oturdum. Ada ya çok büyüktü ya da ben daireler halinde dolanıyordum çünkü uzun zamandır dolaşmama rağmen hiçbir şey bulamamıştım. Ne yapmam gerektiğini düşünürken uzaktan hışırtılar gelmeye başladı. Aklıma ilk gelen vahşi bir hayvanın çıkabileceği idi ve korkmaya başladım. Kendimi korumak için bir şey ararken çalıların arasından bir siluet belirdi. Şaşkınlıkla bakakaldım, burada benden başkaları da olmalıydı. Bana yaklaştıkça yüzünü daha net görmeye başladım. Muhtemelen benim yaşlarımda olan bir kız korkak bakışlarıyla bana yaklaştı. Yanıma oturmasını işaret ettim. O da benim gibi çok bitkin gözüküyordu. Sonunda konuşmaya başladığımızda adının Defne olduğunu ve onun da yanına telefonunu, yastığını ve kedisini almak istediğini söyledi. Ancak kedisi adada dolaşırlarken kaybolmuştu ve bu yüzden Defne kendini çok kötü hissediyordu. Onun da neden burada olduğumuz hakkında bir fikri yoktu ve bunu duymak umudumun daha da kaybolmasına yol açtı.

 

Tahminen iki gündür Defne’yle beraber bütün adayı turlamıştık ancak ne başka birine rastlamış ne de bir su kaynağı bulabilmiştik. Defne adada başkalarının da olduğunu iddia ediyor, daha önce bir başka siluet gördüğünü düşünüyordu. Artık susuzluktan ve açlıktan tamamen güçsüz düşmüştük ve zar zor ilerleyebiliyorduk. Hala buraya nasıl geldiğimiz ve bunu hangi hastalıklı insanın yaptığı hakkında ya da bu durumun ne kadar daha süreceğine dair en ufak bir fikrimiz yoktu. Neredeyse sürünerek sahile ulaştığımızda artık daha ne kadar dayanabileceğimi bilmiyordum. Sıcak kumları yeniden tenimde hissettiğimde bir rahatlık geldi. Kuma uzandığımda artık buradan kurtulabilmek için en ufak bir umudum kalmamıştı. Göz kapaklarım yavaşça kapanırken rujumu cebimden çıkarıp sürdüm ve düşündüm “Başıma bunların geleceğini bilseydim ‘Issız bir adaya düştüğünüzde yanınıza alacağınız 3 şey ne olurdu?’ diye sorulduğunda uzun uzun düşünürdüm, nereden bilebilirdim?”.

(Visited 15 times, 1 visits today)