Sahne Tozunu Tatmak

Sokakta yürürken önünde tahtadan oyma uzun insan motifleri olan bir kafenin önünde durdum. Camdan içeri doğru baktığımda içerideki dekorun ilgimi çekmesiyle içeri doğru adımımı attım. Kafenin kapısını araladığımda içeriden yayılan taze kahve çekirdeklerinin kokusunu alabiliyordum, bu kokuya eşlik eden meşe ağacından masaların etrafından yavaşça içeri yöneldim. Kasanın üstünde olduğu tezgahın etrafı el yapımı seramik fincanlarla çevrelenmişti, her birinin şekli birbirinden farklıydı, hiçbiri o mağaza vitrinlerinde karşımıza çıkan rahatsız edici derecede mükemmel tasarlanmış ve üretilmiş fabrika yapımı fincan setlerine benzemiyordu. Belki de el yapımı olanları bu kadar güzel kılan şey kusurlarıydı. Fincanların üstünde parmaklarımı gezdirdiğimde bana hissettirdiği duygular cümlelere dökemeyeceğim derecede etkileyiciydi. Sanki her bir dokunuşumla onların fısıldayışlarını duyuyordum.

Başımı cam çevrili standa çevirdim, rafları üzerinden duman çıkmakta olan kekler ve poğaçalarla doluydu. Biraz solunda ise bunlardan bile lezzetli görünen bir kitaplık dolusu kitap duruyordu. Aralarında yıpranmış, sararmış kısacası yaşını belli eden kitaplarda vardı. Kitaplığın belirli raflarında ise sanatçıların eserleri sergilenmekteydi. İlk bakışta heykeltraşın aklındakileri tüm çıplaklığıyla sergilemekte olan bir insan büstü, farklı boyutta metallerin yardımıyla bir araya getirilen soyut çalışmalar… Duvarları da bir o kadar renkliydi bu kafenin o her zaman karşılaştığımız duvar grafitilerinden bahsetmiyorum yanlış anlamayın bu tabloların her biri farklı bir hikayeyi anlatıyordu. Tablolar her fırça darbesinin ardında yatan duygular göz önünde bulundurularak incelendiğinde ortaya çıkan görüntü her bakışımda beni benden alıyordu. Kafenin tasarımı minimalism akımına meydan okuyordu adeta, masaların etrafı eşsiz antika parçalarla donatılmıştı. Bu atmosferi daha da iyi kılan köşedeki müzik çalardan yükselen jazz müzik beni adeta bir film sahnesinin içindeymişim gibi hissettiriyordu.

Kafenin orta kısmında yukarı doğru yükselen dik merdivenler dikkatimi çekti. Teker teker yavaş adımlarla bu dik merdivenden yukarı çıkıyordum. Merdivenlerin bitimiyle başımı kaldırdığımda salonun ortasında duran o kocaman, göz alıcı avize beni karşıladı. Salonun duvarları ince işlenmiş altın detaylarla doluydu, boylu boyuna serilmiş o kırmızı halının sonunda devasa bir sahne vardı. Sahneye doğru giden kırmızı halılı koridorun kenarları seyircilere ayrılmış altın detaylı koltuklarla donatılmıştı. Sahne ışıkları kırmızı halının başlangıcından sahneye yönlendirilmişti. Attığım ilk adımımla içinde bulunduğum atmosfer bana bale temsillerimizde yaşadığım sahne heyecanını hatırlatıyordu. Kulisteki o karmaşa, sahneye çıktığında seyircinin sıcak karşılaması, sahne ışıklarının cildinde dans edişini hissedişin ve sonrasında seyircinin seni sonu olmayan alkışlara boğmasının yüzüne kondurduğu ne kadar yorgun olduğunu tamamıyla unutturan o gülümseme… Hepsini bir anda hissettiriyordu burası bana.

Bu anlatmakta olduğum kafenin her bir köşesi onlara şartlandırılan meslekleri, doğruları kabul etmeyip kendi tutkusunun peşinden giden sanatçılar tartından yaratılmıştı. Onlara dayatılan kalıpların dışına çıkmış ve kendi benliğini bulmak amacıyla yola atılmış insanlar tarafından yaratılmış bir ortamdı burası.

Bu kadar şanslı olamayan, kendi hayallerinin peşinden koşamayan, onlara dayatılan eğitim sistemini sorgulamadan uygulamaya mahkum insanların yarattığı bir dünyada böyle duygulara yer yok. Bizi birbirinden farkı olmayan ”çalışkan kölelere” çevirmek isteyen bu sistemi alt etmenin tek yolu farkımızı ortaya koymak bunu ise en iyi sanatın yardımıyla gerçekleştirebiliriz. Kelimlere döktüğüm, gözünüzde biraz da olsun canlandırmaya çalıştığım mekan size nasıl hissettirdi? Uzun süre önce almanız gereken kararları aldırmaya yetti mi? Tıpkı Ahmet Ümit’in de dediği gibi ” Bize çalışkan köleler değil, yaratıcı zekalar gerek.” çünkü benliğine hakim olan her insan elinde dünyayı değiştirmek için gerekli güce sahiptir. Hepimizin isteği de bu değil mi dünyayı daha güzel bir yer haline getirmek…

(Visited 12 times, 1 visits today)