Saklanmanın Getirdiği Düşünce Özgürlüğü

Ünlü İrlandalı oyun yazarı Oscar Wilde’ın şöyle bir sözü vardır: İnsan kendi kimliğiyle konuşurken pek az kendisi gibidir, ona bir maske verilirse gerçeği anlatır ancak. Onun bu sözleri, günümüz insanın düşünce şeklini, doğasını ve internet kültürünü basit bir şekilde özetleyebilir.

Bana göre insanları en çok tatmin eden duygu, başkaları tarafından takdir edilmek ve düşüncelerinin alkışlanmasıdır. İnternet üzerinde bu onaylanma hissi “Like/Dislike” oranı ile ölçüldüğü içi, insanlar karşı tarafı ne kadar rencide edeceğini ya da inciteceğini bildiği halde, kendileri sorumluluk altında girmeden anonim bir şekilde her konu hakkında özgürce düşüncelerini ifade edebilir ve yorum yapabilirler.

Beğeni sayıları bu tür insanların egosunu tatmin edebilen tek şeydir.  Bu ego tatmini beynindeki ödül bölgesini aktifleştirir. Aynı bölge; insan sigara, alkol, uyuşturucu gibi maddeler kullandığında da aktif edilir. Bu, sosyal medyanın ve bitmeyen takdir edilme isteği, onay almaya şehvet duyan beyinlerimiz için bir bağımlılığa neden olabileceğinin bilimsel bir kanıtıdır. Kısacası, büyük şirketler ve kooperasyonlar tarafından uydurulmuş, “Like/dislike” gibi uydurulmuş saçma sapan terimler, hepimizi tutsak gösteri peygamberlerine dönüştürür. Baş parmaklarımız, en fenomen olan ünlüye hakaret eden tweetler yazmak için yaratılmış, gözlerin ilerde en popüler “hashtag”i yaratığın anı görmek için var. Kalbin, en son çıkan film hakkındaki düşüncelerini gönderi halinde paylaşabilmen için atıyor. Ama hepimiz biliyoruz ki sosyal medya üzerinde söylediğimiz, anonim bir şekilde paylaştığımız o gönderileri asla gerçek kimliğimizi kullanarak söyleyemeyiz.

Aynı anonimlik dünya edebiyat tarihinde de sıkça rastlanılmıştır, bizim farkında olmadığımız milyonlarca örneği vardır. En ünlülerinden birisi Trevanian’dır. Türk edebiyatında gerçek kimliğini takma isimler arkasına saklamaya çalışmış yazarların bazıları şunlardır: Orhan Kemal, Aziz Nesin, Kemal Tahir, Reşat Nuri Güntekin vs.. Bu yazarların çoğu, kendilerini gerçekten ifade etmeleri gerektiği zaman –devletle, siyasi yönetimle, halkla, devlet adamlarıyla, ayaklanmalarla ve bunun gibi konularla ilgili yazılar ve şiirler üretirken- çoğunlukla takma ad kullanmışlardır. Çoğunlukla yazarlar sürgün edilmekten ve hapse girmekten kaçmak için bu tür takma adları kullanmayı tercih etmişlerdir. Daha spesifik bir örnek vermek gerekirse: Nurullah Ataç, önemli bir eleştiri ve deneme yazarı, konusu öfke ağırlıklı eserleriyle bilinir. Ataç’ın düşüncelerinin getirdiği sorumluluklardan kaçmak için kullandığı bazı isimler şunlardır: Sabiha Yağızlar, Ahfeş, Süha Kavafoğlu ve Ali Gümrükçü. Bu takma isimlerle, sosyal medyada kullandığımız kullanıcı isimlerinin pek farkı yoktur.

Anonimlik sayesinde insanların daha açık konuşmasına başka bir örnek ise: Günümüzde çoğu anketin internet aracılığıyla yapılmasıdır. Herhangi bir kişi başına gelmiş bir olayı, bir fikri, görüşlerini, altına imzalarını atmadan özgürce belirtebilir. Söylediklerinin altına kim olduğunu belirtmek zorunda olmadığı için de genelde yalan söylemezler, çünkü gerçeği söylediklerinde altında kalacakları herhangi bir sorumluluk yoktur.

Kısacası, kullanıcı adlar, takma isimler, lakaplar, sahte profillerin arkasına saklanarak insan; kendisini en çok tatmin edecek faaliyeti, doğru ya da yanlış fikirlerini ve yorumlarını belirtmeyi, herhangi bir sorumluluk altına girmeden bir tık ile dünyalara paylaşabilir. Ama aynı şeyi gerçek hayatta, aynı rahatlıkla yapabilmesi realistik değildir.

 

(Visited 50 times, 1 visits today)