Salondaki Tablo

Merhaba ben Alina ve size hikayemi anlatacağım.

Ben doğduktan üç yıl sonra annem vefat etti. Babam ressamdı, geçimimizi zor sağlıyorduk. Ben on yaşında olmama rağmen ben de bir işte çalışıyordum. Babam bana hiç resim çizdirmezdi. On bir yaşımda kendimi çok halsiz ve iştahsız hissediyordum. Bu  durumu babama anlattım ve bir doktora gittik. Bir sürü test yapıldı ve sonuçlar çıkmıştı. Akciğer kanseri olduğumu öğrendim. Yaklaşık bir ay sonra saçlarım dökülmeye başladı. Babam bu durumu görünce en çok istediğim şeyi yapma kararı aldı, resim çizmek. Ama sadece iki tane. Ben de kendimi ve babamı çizmek istedim ve ilk babamı çizdim.

Okula pek gitmek istemezdim çünkü benimle alay ederlerdi. Bir tek en yakın arkadaşım Yeşim benimle alay etmezdi. Bir gün okul çıkışı babamın önemli bir işi çıktı ve okula gelemedi, beni de Yeşim’in annesi evime götürecekti. Yeşim’in annesi yanlış yola girdi ve çok tehlikeliydi. Kaza yaptık ve sonra kendimi hastanede buldum. Doktor babama “Yaklaşık bir yılını hatırlamıyor.” dedi ve babam ağlamaya başladı. Taburcu oldum ve babam son bir buçuk yılda ne olduğunu anlattı . İnanamadım, ama bu beni daha da güçlü yaptı. Babamı çizdiğim tabloyu bitirdim ve kendi tablomun yarısına geldim. On beş gün sonra çok mutlu bir haber aldım. Babam bana bir köpek sahiplenmişti, adını “Cloud” yani “Bulut” koydum.

Bir yıl sonra kanseri yendim ama on yıl sonra kansere tekrar yakalandım. Ama benim için hiçbir önemi yoktu  çünkü babam gibi ressam oldum. Aslında tam olmadım, bir gün sonraydı mezuniyetim. Bir gün sonra oldum ama mezuniyetimde babamı göremedim. Babamı aradım ama açmadı, o hep açardı telefonlarımı, bir şey olmuştu… Mezuniyetimden sonra bir haber aldım, babam vefat etmişti.  Çok mutsuzdum. İçimden bir parça gitmişti ama hiç yılmadan çalıştım. Bu mutsuzluğumu işime verdim ve çok ünlü bir ressam oldum. Ve babamı çizdiğim o tabloyu salonumdan hiç çıkarmadım.

(Visited 16 times, 1 visits today)