Şansın Ürünü

Sıkıcı hayatımın sıradan bir günüydü, işten eve doğru giderken bir piyango standı gördüm. Satıcının yanına gelip son bileti alıp yoluma devam ettim. Yolda bir kafeye girip televizyonda gösterilen komedi şovunu izlemeye başladım. Bir anda haberler şovu bölüp piyangoyu kazanan bileti söyleyeceklerdi. Etrafıma baktığımda, garsonlar dahil, herkes cebinden biletlerini çıkartmaya başladılar. Haber sunucusu teker teker kazanan biletin numaralarını söylemeye başladı. ”7, 16, 17…” daha tüm sayıları söyleyemeden kafedekilerin büyük bir kısmı öfkeyle biletlerini yere atıp lanetlerken sunucu numaraları devam etti, ” 21, 37, 41” herkes hayal kırıklığına uğradılar fakat ben şok olmuştum. Ağızım açık kalmıştı. Piyango biletime bakarak sayıları tekrarladım, ”7, 16, 17, 21, 37, 41”. hepsi uyuşuyordu. Kafeden çıkıp ”İnanamıyorum, büyük ikramiyenin çıktığı bilet benim ellerimde!” diye bağırırken bilet bir anda parmaklarımdan süzüldü ve rüzgarla birlikte ara sokağa gitti. Kazandığım parayı kaybetmemek istediğimden biletin peşinden gittim. Ara sokağa girdiğimde kafeden öfkeyle çıkan üç adamı gördüm. Bana dönüp aralarından birisi ”Bu bileti mi arıyordun?” deyip piyango biletimi gösterdi. Kavgayı başlatmamak için kibarca ”Piyango biletimi geri verir misiniz?” dedim fakat vermediler, beklemeyi sevmediğimden ”Sizinle oyun oynayacak vaktim yok. Eğer şimdi bileti verirseniz herkes kendi yolunda gidecek” dedim, elinde bileti olan ise gülümseyerek ”Bitirin işini” diye fısıldadı. Yanında ki iki adam gülerek yavaş yavaş bana yaklaşmaya başladılar. Onlara zarar vermek itemediğimden aralarından hızlıca geçip başlarında olan adamın elinden biletimi alıp kaçmaya başladım. Onlardan kurtulduğumu fark edince yavaşlayıp evimin olduğu yönde yönelmeye başladım. Sabah hemen paramı almaya gittim. Paramı alıp hepsini şımarık bir çocuk gibi harcamak yerine oyun temalı bir restoran açmaya karar verdim fakat hemen işe koyulmak yerine restoranda ne tür yiyeceklerin hazırlanacağından dekorasyonlarına kadar her şeyi planladım. Bir sonraki hafta restoranım için bir bina aramaya başladım ve sonunda o cennet gibi mekanı ve binayı buldum. Fiyatı biraz pahalıydı fakat buna değerdi. Aradan bir ay geçti, restoranın dekorasyonu bitmişti. Masalar, konsollar ve dekorasyonların hepsini planladığım yerlerine koyup dışarı hava almaya gittim. Tam o sırada o gece kafenin yanında bana saldıran üçlünün ban doğru yöneldiklerini gördüm. Hemen içeriye girip kapıları kilitleyip camdan dışarı baktım. Beni fark etmeden restoranımın yanından geçtiler. Bir sonraki gün iş ilanları asmaya başladım. Tüm ilanları dağıttıktan sonra yarınki aşçı seçmelerini nasıl yapacağıma karar verdim. Bir sonraki gün, gördüklerime inanamadım. Restoranımda çalışmak isteyen onca kişi vardı ki aralarından zor geçmiştim. Restoranın kapısına ulaştığımda hemen kalabalığa dönüp ‘’Burada çalışmak isteyenler bir sıraya girsin.’’ dedim ve yakınımdaki bir kadını içeri aldım. Birkaç soru sorduktan sonra malzemeleri getirip yemek hazırlamasını söyledim. Aynısını tüm adaylarla yaptım ve akşam sonunda işe alacağım kişilerin listesini hazırladım. Saat on bire kadar listedeki herkesi arayıp işe alındıklarını ve haftaya işe gelmelerini söyledim. O günden sonra çalışanlarımla bir aile olduk, hep birbirimizin arkasını kolladık.

(Visited 59 times, 1 visits today)