Şehirleşme

Eski insanlar ilk başta kamplar kurmuşlardır. Kamplar avcı-toplayıcı toplumlar için idealdir. Ardından insanlar tarımı keşfedip yerleşik düzene geçmişlerdir. Bunun bir etkisi olarak köyler meydana gelmiştir. Köyler zamanla birleşip şehirleri, şehirler ise genişleyip metropolleri oluşturmuşlardır. Meydana gelen bu yapılar kimi zaman kendi kendilerine devlet kurmuş, kimi zaman imparatorluklara başkentlik yapmışlardır. 

 

İnsanlar 19. yüzyıla kadar yerlerinden 50 kilometre öteye taşınma gayesi gütmemişlerdir. Ardından Sanayi Devrimi sonucunda artık fabrikalar ve işçi sınıfı gerçeği ortaya çıkmıştır. Fabrikaları doldurmak için ise işçiye ihtiyaç duyulmuştur. Kısacası şehirlerin kendilerini var etmesi için şehir nüfusu gerekmektedir. Şehirler insanları çekmek için onlara çeşitli fırsatlar sunmuştur. Öncelikle şehirlerin insanlara sunduğu en büyük fırsat gelirdir. Köyde yaşayan bir insan plantasyon sahibi olmadığı sürece şehirde yaşayan bir insandan daha az gelir elde etmektedir. Ancak acaba şehirler bu kadar nüfusu kaldırabilir mi?

 

İlk olarak şehirleşmenin en büyük sorunu çarpık kentleşmedir. Çarpık kentleşme sonucunda plansız bir biçimde betonlaşma görülmekte ve doğa katledilmektedir. Zamanında ülkemizde de gecekondu problemi baş göstermiş ancak plansız bir şekilde yapılan gecekondulara tapu verilmiş, çoğu şehrin problem yaşamasına yol açılmıştır. Daha vahim bir durum ise bu yapılan faaliyetler sonucu inşaat sektörünün hiç olmadığı kadar yükselip ardından çok hızlı bir şekilde çökmesidir. Bunun sonucunda ülke üretimden ziyade inşaat sektörüne yönelir ve kaynaklarını bu sektör için kullanır. Bunun bir süreliğine etkileri pozitiftir ancak zaman geçtikçe bu sektör çöker ve ortaya ekonomik kriz ve bir sürü işsiz insan kalır. İşsizliğin sonucu ise daha kötü programlar başlar, ve sonucunda zarar gören halk olur.

 

Şehirleşmenin bir diğer getirdiği sorun ise tarihi binaların zarar görmesidir. Çok değerli olan tarihimiz, şehirleşme yüzünden zarar görmektedir. Bu zararın en iyi örneğini İstanbul’da görebiliriz. İstanbul’da olan şehirleşme yüzünden nice tarihi eser tahrip olmuş, zarar görmüştür. Bunu engellemenin en iyi yolu ise planlı şehirleşmedir. Ancak planlı şehirleşme de ekonomik olarak avantaj sağlamamaktadır. İşte bu yüzünden görüşümce planlı şehirleşme olma olasılığı düşüktür. Umarım zamanla tarih benim yanıldığımı yazar. Ancak gerçek budur.

Yukarıdaki sorunların faturası ise orada yıllarca yaşayan halka kesilir. Tarihi eserleri zarar görür, üstüne üstlük dengeleri bozulur. O yüzden görüşümce tarihi eserler muhafaza edilmelidir. Çünkü tarihi eserler gelecek nesillere bırakacağımız bir miras, bize ait bir değerdir. Bu değerleri de muhafaza etmemiz gerekir. Muhafaza ettiğimiz her tarihi eser, her değer şehrimize kattığımız daha başka, daha güzel bir anlamdır.

(Visited 6 times, 1 visits today)