Serzenişlerimi Susturmuyor Çalar Saatim

Bu sabah, yine aynısıydı. Kulaklarımı tırmalayan bir ses odama dolarken gözlerimi açıp açmamak arasındaki ince çizgideydim. Elimi komodine doğru uzatıp kulaklarımı kanatan o sesi durdurdum. Zaten hiç sevmem çalar saatin sesini, hep bir şeylere yetişmek içindir o ses.  Aklım çok bulanıktı, bu sabah niye uyandığımı sordum kendime. Sanki dün akşam yaşananlar bir kabustu. En azından ben öyle kandırdım kendimi… ya da kandıramadım.

Karanlığa ve sessizliğe bürünmüş odamdan çıkıp annemin yanına gittim. Kendisini öldürmediğinden emindim, en azından şimdilik. Evdeki derin matem herkesi fazlasıyla etkilemiş olmalı ki kimse birbirinin yüzüne dahi bakmıyordu. Ne vardı bu kadar abartılacak? Alt tarafı babam ölmüştü. Aslında ben de evdeki herkes gibi acı içindeydim ama belli etmemeye çalışıyordum. Banyoya gittiğimde gencecik yüzümde, ölü ruhumun ayak izlerini gördüm. Dün ben de toprağa girmiştim… Herkesten kurtulmak istiyordum, her şeyden… Kendimi banyoya kitlemiş ağlarken gözlerimden yere damlayan gözyaşlarımın sesini duyan annem kapıyı yavaşça tıklatarak ‘’Kahvaltı hazır, çabuk gel!’’ diyerek ince ve yorgun sesiyle beni çağırdı. ‘’Çabuk gel’’ ifadesi içimi biraz ürpertmişti, bana söylemesi gereken bir şeyler vardı ve beni mutlu etmeyecekti. Tam olarak bu cümleleri aklımdan geçirirken ‘’Daha kötü ne olabilir ki’’ avuntusu ile yüzümü siyaha boyayan makyajımı temizleyip kahvaltıya gittim. Ne kadar adı kahvaltı olsa da masa tam takır kuru bakır idi. Annemin gücü yoktu sanırım. Amaç ben ve erkek kardeşim ile bizi üzecek şeyler konuşmaktı sadece, masa o yüzden duruyordu salonun ortasında.  ‘’İkinizin de hayalleri var…’’ sözüyle başladı cümleye. Geri kalanı zaten tahmin edilir.  Annem, babamın ölümünden bir hafta önce, babam ile ailecek Londra’ya taşınacağımızı belirlediklerini ve bunu erteleyemeyeceğini söyledi. Ne kadar ertelersek erteleyelim hayatımıza bir şeylerin dokunmayacağını erkek kardeşim dahil ben de farkındaydım.  Hayallerimiz ile yaşamak istiyorduk ikimiz de ama çektiğimiz devasa ve sonu olmayan acı annemin ve aynı şekilde babamın da aldığı kararı reddetmeye itti bizi.  Neler kaybettiğimizin farkındaydık ama tren çoktan kalkmıştı…

Yaptığımız pişmanlığı anlamak yıllarımızı almıştı. Annem bize bu teklifi sunarken değerini bilememiştik ve şimdi rüyamızda bir kere bile rastlamadığımız rezalet bir hayatta ezilip gidiyorduk. Her gün çalar saatin sesiyle uyandığım ve gözlerimi açtığımda gördüğüm oda, salondaki kahverengi koltuk ve evimin her köşesi bana babamı hatırlatmaktaydı.  Her sabah aynı şeyleri hissetmekten çok sıkılmıştım. Keşke annemin ve toprağın altına koyduğum babamın aldığı kararı, sundukları her güzelliği ile kabul edip kendime yeni bir hayat inşa etseydim. Toyluk dönemimizde kendimize yaşatacağımız en büyük pişmanlığı yaşatmıştık erkek kardeşimle kendimize. 

Bazı anlar, çok şey saklar ardında ve bir sihir gibi bütün dünyayı dansa kaldırır. Alışkın olduğum hayatta olmadığımın farkındaydım ama çok kırıktı kalbim. Kapının önünde oturup babamı beklediğim günler hiç bitmedi. Geleceğinden çok emindik, tam da bu yüzden babamızın ölümüne şahitlik eden bu evi bırakmak istemedik.  Duygular hiçbir zaman saklanamaz ve içinde adeta kaybolduğum anlarımdan kurtulmak, doğru yolu bulmak çok acıydı. Zaten becerememiştim…

Hayallerim, kırık camlar arasında çaresiz kalmış umut kırıntılarıydı artık. Yolculuğumun bitiş noktası ve hedeflerimin uğramak dahi istemediği bir yola girmiştim. Çoktan sonuna geldiğim rüyalarımın hazin sonu ve kıyıya vuran son dalganın ardında bıraktıklarıydı artık hayallerim. Bir hayal tutmuştum ben de, kendimden ve her şeyden habersiz. Küçükken uçmasın diye sarıldığım balon gibi hayalime de o kadar sıkı sarılmıştım ki canımı acıttığını anlamamıştım bile. Kan revan içinde sokağın sonuna kadar koşmayı başarmıştım ama babamın ölümü ile bütün kapılar üstüme kapanmıştı adeta. Kalakalmıştım çaresiz bir şekilde ortada. Arkamı dönüp hayallerime bakmıştım, görmüştüm ama uzanamamıştım. Arkamda bırakmışım koşarken, ellerimin arasından düşüvermiş hepsi farkına varmamışım.  Çekmişim dizlerimi ve yüzümü onlara doğru kapatmışım, kırık camlara arasında oturur olmuşum ben de birden. Önüme gelen her şeyi ittim ve bu hayatı seçtim kendime ve o an anladım ki değerini bilmediğim her an, beni başka hayatlar yaşamaya mahkûm etti. Mutlu değilim…

Babam demişti, ‘’Karanlıkta kaldığında hayallerin pusulan olsun. Gözlerini kapat ve takip et. Yanlış yola da girsen hayat pusulan seni doğru yola götürecek.’’ Yapamadım baba! Pusulamı daha yola girmeden hayallerimde beraber kırdım. Kayboldum, bulamadım yolumu. Çalar saatimin sesini pusulamı kırdığımda duydum, geç kalmıştım… 

Serzenişlerim olmuştu, direnmiştim, kabullenememiştim ama sonuna gelmiştim yolun. Bir varmışım, bir yokmuşum. Hayallerimi sularken bir anda hepsinden terk-i diyar olmuştum.

Özür dilerim baba…

               

(Visited 13 times, 1 visits today)