Sevginin Sınırı

Bir insanı insan yapan nedir, zulüm ve baskının yıkıcı sonuçları nelerdir, ülke sevgisi ne değildir?

‘’Herkes kendi görüş alanının sınırlarını dünyanın sınırları zanneder.’’

Arthur Schopenhauer

Toplumdaki bireylerin, yapmakla mesul olduğu birtakım görevleri vardır. Örneğin; yasaları bilmek ve onlara uymak, oy kullanmak, vergilerini ödemek… Bunlar bizim varlığımızı kuvvetlendirmek yani devletin varlığını sürdürmek ve korumak için sürekli aldığımız önlemlerden ibarettir. Lord Byron’a göre ‘’Bir devleti kurmak için bin sene gerekir, yıkmak içinse bir saat kafidir.’’ Toplum, çarkı döndürmeyi durdurursa devlet adı altında hüküm süren otorite yok olur.

Devletler, bugüne kadar birçok farklı görüş ve eylem sonucu kurulmuştur. Bu görüşlerin en baskıcı olanı ise ‘’Faşizm’’dir. Benito Mussolini, Faşizmin fikir babası, yaklaşık yirmi iki yıl sürecek bir baskı ve korku imparatorluğunun temellerini ‘’Vatan sevgisi’’ başlığı altında insanları, ağır adımlarla manipüle etti. Bu temellendirme sonucu, uzun yıllardır sefalet içinde olan İtalyan halkından destek toplaması çok uzun sürmedi. İşte tüm dünyayı adeta bir yok oluşa sürükleyecek olan ‘’Totaliter çağ’’ başlamış oldu.

‘’Faşizm, öncelikle insanı küçültme operasyonudur’’ diyen Yalçın Küçük, Faşizmin bir insanlık suçu olduğunu ve ‘’Vatansever’’ kavramı ile alakası olmadığını savunur. Özellikle 1929 yılındaki “Büyük Buhran” sonrası tüm dünyada ekonomik sebepler temelli, tek partili yani işin doğrusu tek adamlı bir döneme girilmiş oldu. Faşizmi benimseyen güruh elbette her daim vardı fakat kurt dumanlı havayı sever, Yirminci Yüzyıl Avrupası faşizmi yaymak için adeta biçilmiş kaftandı ve insanlar faşizmin pençesine düşmüşlerdi artık. Ne derler bilirsiniz, ’Faşizm, yirminci yüzyılın kanserli hücresidir.’’ Önce Mussolini İtalya’sı daha sonra Hitler’in Nazi İmparatorluğu, Franco Faşist İspanya’sı ve daha niceleri…

Burada dikkat çekmek istediğim bir başka unsur ise faşizm ve milliyetçilik arasındaki o ince çizgi: Hümanizm. Faşizm, yalnızca benimsenen bir toplumu ön planda tutup onu yüceltmek ister ve ırkları belli başlı özelliklere göre kategorize eder. Milliyetçilik, bulunduğu toplumu baskı ve korku ortamı oluşturmamaksınız yüceltme anlayışıdır. Mamafih M. Kemal Atatürk de bir milliyetçiydi ve bugüne kadar ne yaptıysa vatanını bayındırlaştırmak ve güçlendirmek için yaptı. Öyle ki Kurtuluş Savaşı sırasında sadece Türkleri değil Kürt Aşiretlerini, Süryanileri, Yahudiler yani Anadolu üzerinde yaşayan tüm insanları tek bir çatı altında teşkilatlandırdı ve bunu yaparken ‘’Hümanist’’ düşünce yapısıyla yol aldı. Burada amaçlanan durum ‘’Ne mutlu Türk’üm diyene’’ düşüncesiyle hareket ederek Türklerden oluşan bir imparatorluk kurmak için genişleme politikası izlemektense , Türklerin özel ve değerli bir ırk olduğunu dile getirip gerektiği zaman ülkesi için çarpışmanın ne kadar hikmetli ve kudretli olduğunu göstermek istemesidir.

Faşizm, toplum çarkının durmasına sebep olur. Ne yazık ki bu zamanlarda yaşamış olanlar çarkın durduğunu bile fark edemez ve dünyayı faşizmin kurtaracağına inanırlar. Faşizmin Etkilerinin kalıcılığı öyle yoğun yaşanır ki hala ‘’Neo-Nazizm’’ başlığı altında eylemlerini sürdüren bir kitle vardır. İnsanlar yaptığı seçimlerde özgürdür fakat saldırgan politikalar var olduğu sürece insanlık hep tehlike altında varlığını sürdürmek zorunda kalacaktır. Dedikleri gibi, ‘’Faşizm, kuduz bir köpeğin zincirlerini koparmış halidir.’’

‘’Faşizm konuşma yasağı değil, söyleme mecburiyetidir.’’

Poland Barthes

 

 

Sevgiyle yapmalı her şeyi insan fakat yaptıklarının da bilincinde olmalı. ‘’Bilinçli olarak susmak, bilinçsiz konuşmaktan daha yararlıdır.’’ İnsan eylemlerinin sonuçlarını yaşamaya mahkumdur. ‘’Sevgi’’ kavramı bile bilinçli bir şekilde yapılmazsa çok büyük yıkımlara sebebiyet verebilir ve bunu önlemek adına her sevginin de bir sınırı olmalıdır. Pablo Casals’ın da dediği gibi, ‘’Bir insanın ülkesini sevmesi takdir edilecek bir şey. Ama sevgi neden sınırda bitmek zorunda?

(Visited 33 times, 1 visits today)