Şeytanın 7 Yüzünden Her Biri

Sizce insan doğası insanı “iyi” mi olmaya yöneltir yoksa “kötü” olmaya mı? Bu iki kavram görecelidir tabi ki. Ünlü iki düşünür Hobbes ve Rousseau, fikirleriyle insanlığı ikiye bölmüştür. Rousseau der ki,

“İnsan doğası gereği iyidir.”

 Buna karşın Hobbes,

“İnsan doğası gereği kötüdür.”

ifadelerini kullanarak pek de melek olmadığımızı, hayatlarımızın toz pembe renkli bir çerçeveyle incelenemeyeceğine değinir. Bu tartışma aslında milenyumlar boyunca varlığını sürdürmüştür. Görünüşe bakılırsa insanoğlu var olduğu sürece de sürdürecek. Zamanında gayet güzel bir gözlem yapılmış Katolikler tarafından. İnsanın içindeki yabani otlar, yani kötü huylara “Yedi Ölümcül Günah” sınıflandırması yapılmış. Sırasıyla “kibir, açgözlülük, şehvet, kıskançlık, oburluk, öfke, tembellik” isimleri verilmiş yabaniliğin içimizdeki temsilcilerine. Tahmin edersiniz ki bunun da tam zıttı olarak “Yedi Kutsal Erdem” ortaya atılmış. Nereye gidersek gidelim iyi ve kötü sürekli karşı karşıya, asıl felaket ise arada kalan ve cefasını çeken kişilerin insanlar olması…

Ahlaki Bağlılık: İyi ile Kötü Arasında Ayrım Yapmak - Aklınızı Keşfedin

Bu günahların adını biliyoruz ama gel gelelim ki sadece adını bilmekle yetiniyoruz. Gerçek hayatta hiçbiri kimsenin umurunda değil. Kibirle başlayalım. Yeterince başarılı ve yetenekli tonlarca insan var günümüzde. Pek çoğunda da ister dışa vursun ister vurmasın var bu lanet. Sırada açgözlülük var. Pek çok kişi tarafından sanılır ki açgözlüler çoğunlukla fakirken zengin olan insanlardan oluşur. Çok büyük bir yanılgı.

Her geçen gün muammalara tanıklık ediyoruz, zenginlerin sebep olduğu. Çünkü onlar, giderek daha da zengin olma peşinde koşup para yolunda önüne çıkanları kibarca eziyor. Örnek olarak, bazı diplomatlar savaş olan bölgelere gittiğinde karar bile almayacakları uzun ve gereksiz toplantılardan çıkıp yorgunluk bahanesiyle eğlenceye karışıyorlar. Ne bölge halkının akan kanı duruyor ne de yaralarına saygı gösteriliyor. Diğer yandan da şehvet kavramı gerçekleşiyor. Bir taşla iki kuş!

 

Başka bir “değer” olan kıskançlık ise biraz farklı işlemekte. Herkesin yetenekleri farklıdır değil mi? Kıskançlık ise farklı yetenekleri dolayısıyla da farklı bireyleri şiddetle özümsemedir. Kıskançlık tam olarak bir duygu değildir, gerçekleri bükebilir hatta sanal bir olay örgüsü oluşmasına sebep olabilir. “Başarılı” insanlardan örnek verelim yine.

Başarı görecelidir bilirsiniz ki. Yani kimine göre sınav başarısı önemlidir kimine göre sosyal başarı. Sınavlarda başarılı olan birini hayal edelim, sosyal olarak ise pek gelişmemiş. Tam zıttı olan birini, sosyal bir insanı kıskanınca onun sınavlarda başarısızlıkları ile dalga geçecek. İşte “kıskanma” budur. Kendisini muhteşem bir referans noktası olarak alıp diğerlerine saldıracak. Lakin o aslında hiçbir zaman “mükemmel insan” olamadı ki… Hem sosyal açıdan hem de içinde beslediği ilkellikler yüzünden. 

 

Dört günahı biliyoruz, elde var üç: oburluk, öfke ve son olarak tembellik. Ancak şu ana kadar bir örüntü fark edilmiş olması lazım, resmen beni görün diye haykıran açık seçik bir patika… Dengeyi sürekli ihmal ediyoruz. Günahların ve sevapların dengede olması gibi, iyiyle kötünün dengede olması gibi, huylar da ebedi, ilahi denge durumunda bulunmalıdır. İşte insanlardaki asıl sorun da burada başlamakta. Hiçbir şey salt beyaz ya da salt siyah değildir, aynı bizim gibi. Sadece günahları bulundurmayız biz, günahları, erdemleri, “arafları” ve daha fazlası; hepsi minicik bedenimizde bir arada bulunur. Gökkuşağı gibiyiz hepimiz, hem sıcağı hem de soğuğu barındırabiliriz. Yeter ki kendimizi günahlarımızla da kabul etmesini bilelim…

(Visited 6 times, 1 visits today)