Sığınak

Kasabayı otoyola birleştiren eski orman yolunun kenarında durdu.Arabasının bagajını açıp siyah yağmurluğunu giyerek ormana doğru yavaş bir şekilde yürümeye başladı.Orman yolunun artık kullanılmadığını bildiği için arabasını dert etmeden gidiyordu.Yaşlı ağaçlarının arasında yavaş yavaş aynı bir kaplumbağa gibi ilerliyordu.Acelesi yok gibiydi sabırla gideceği yere varmayı bekliyordu.Biraz daha ilerledikten sonra karşısına asker gibi dikilmiş çitler çıktı.Çitlerin üstündeki tabela da “UZAKLAŞ” yazıyordu.Yazıya aldırış etmeden yan taraftaki delikten çitlerin arka tarafına geçmeye çalıştı.Tam karşı tarafa geçmişken yağmurluğu tele takıldı ve yırtıldı,tepkisiz bir şekilde yırtıla yere baktı.Aynı duvar gibiydi,ne bir tepkisi vardı,ne de bir kaybı.

Gitmek istediği yere ulaşmıştı.Bir yeraltı sığınağı gibi duruyordu.Eski metal kapı pastan dolayı o eski ihtişamlı parlak gri görüntüsünü iğrenç bir kahve rengine bırakmıştı.Çevresi sarmaşık ile kaplanmıştı.Kapının kulpu zar zor gözüküyordu.Ama adam kulpun yerini ezberlemiş gibiydi,kapının yanına yaklaşır yaklaşmaz kapının kulbundan tutup kapıyı yavaşça açtı.Yavaşça merdivenin basamakları inmeye başladı.Duvardaki gaz lambalarının ömrü dolmuş üzereydi.Solgun bir şekilde yanıyorlardı.Duvarlar nemlenmiş ve küflenmişti.Her taraftan ayrı bir örümceğin ağı ortaya çıkıveriyordu.Son basamağa bastı,gıcırtı sesi bütün sığınak o ses ile titredi.Son basamak tahtaydı.Yağmurluğunu çıkardı ve eski bir askılığa astı.Elindeki feneri ışık anahtarlarına doğru tuttu.Yavaşça yürüdü ve açtı.Işık o kadar parlaktı ki,göz bebekleri ne olduğunu anlayamamıştı bile.Yaklaşık bir dakika sonra karanlıkta gözükmeyen gizemli kapıya yavaşça yaklaştı ve açtı.İçerde yaklaşık 20 yaşında bir erkek vardı.Adamı sert bir şekilde dürttü ve başında aynı bir heykel gibi bekledi.Adamın uyanması ile beraber onu sandalyeye bağladı.Arka planda radyoda 90’lardan kült bir şarkı çalıyordu.Genci şarkı ile baş başa bırakarak kapıyı kapattı ve odanın ışığını kapattı ve sığınaktan çıktı.Yavaş yavaş orman yoluna yürüdü.Yol ufukta gözüktüğünde yolda bir de polis arabası duruyordu.Tereddüt etmeden sakin ve yavaş bir şekilde yoluna devam etti.

Arabanın yanına vardığında polis arkadaşı olan İsmet vardı.İsmet sakin bir şekilde”Arabanı böyle tenha bir yerde açık bir şekilde görünce kuşkulandım,tabii birde kaybolan çocuklar olunca…Bir şey olmamıştır İnşallah?”Diye sordu.Adam ise samimi bir şekilde bir şey olmadığını söyledi.İsmet arabasına doğru giderken adam”İsmet sen birkaç ay önce neden İstanbul’a gittin?”diye sordu.İsmet iç çekerek “Biliyorsun,benim oğlanı bir sene önce öldürmüşlerdi,evini de yakmışlardı.Onunla ilgili artık sahip olabileceğim tek şey Taksim’de bir kitapçıya verdiği kitaptı,sonrasında öyle pek bir şey yok”dedi.Adam meraklı bir şekilde”İsmet,eğer kötüleşmezsen devamını anlatabilir misin?Bilirsin senin evladın benim evladım sayılır”yapmacık bir cümle kurdu.İsmet”Sen nasıl istersen.Aylardır aradığım kitabı sonunda Taksim’in arka sokaklarında bir sahafta buldum.Çok sevindim.Çünkü oğlumdan kalan tek şey o kitaptı.Sonrasında büyük bir heyecan ile okumaya başladım.Her kelimeye,harfe baktığım zaman aklıma oğlum geliyordu.Ama 23. sayfaya geldiğimde el yazısıyla yazılmış bir not buldum.Büyük harflerle”ÜZGÜNÜM”yazıyordu.Herhalde başka biri yazmıştır dedim,önemsemedim.Belki sana saçma gelebilir ama o da 23 yaşında öldü.Sanki arasında bir bağlantı var gibi hissediyorum.”

Adam”Böyle bir şey olduğunu bilmiyordum üzgünüm.”diyerek arabasında bindi.Arabaya bindikten sonra duygusal bir şekilde “Üzgünüm İsmet”dedi.

(Visited 59 times, 1 visits today)