Şimşek Işığındaki Dinozor

Dışarıdan gelen şiddetli yağmur sesleri okuduğum kitabın atmosferini daha da gerçekçi kılıyordu. Ana karakterin çaresizce karanlık sokaklarda dolaşırken şimşek sesleriyle bölünen düşünceleri ve ilerledikçe ayağının altından sıçrayan çamurlu suları sanki gerçekten duyuyor ve görüyordum. Ben kitaba bu kadar dalmış içimi ısıtan kahvemi yudumlarken bir anda gürültülü bir şimşek çaktı ve beni yerimden sıçrattı. Üstüme biraz dökülmüş olan kahveyi silmek için peçeteye uzanırken yan odadan yükselen ağlama seslerini duydum. “Ah! Olamaz” diye düşündüm, herhalde küçük kardeşim Nil Su şimşek sesine uyanmıştı. Hemen ayağa kalktım ve odanın kapısını açtığımda kardeşimi yatakta oyuncak ayısına sımsıkı sarılmış, korkudan titrerken buldum. Bana odasında oluşan gölgenin korkunç bir hayalete benzediğini söyledi, ben de aslında o gölgeyi dinozora da benzetebileceğimizi söyledim. Yanına oturup sakin bir sesle her şeyin yolunda olduğunu ve korkacak hiçbir şeyin olmadığını anlattım.

 

Nil Su biraz daha sakinleştiğinde benden bir masal anlatmamı istedi, ben de daha önce hiç duymadığı ama onu rahatlatıp mutlu edeceğine emin olduğum bir masal anlatmaya başladım. “ Bir varmış bir yokmuş Nil Su adında meraklı mı meraklı bir küçük kız yaşarmış. Bu kızın en büyük hayallerinden biri dinozorları görmekmiş, o kadar çok seviyormuş ki dinozorları, odasının her tarafı dinozor oyuncaklarıyla doluymuş. O gün okuldan geldiğinde her zamanki gibi ilk önce direkt mutfağa saldırmış ve en sevdiği meyve olan muzu yemiş. Ardından ablası yukarıdaki odasına çıkıp üstünü değiştirmesini hatırlatınca merdivenlerden yukarı koşmaya başlamış. Odasının kapısını açtığında bir anda çığlık atan Nil Su karşısında gördüğü manzarayla “Kapıyı açtığımda gördüğüme inanamadım” diye düşünmüş. Karşısında kocaman cüssesiyle duran dinozor ona bakıyormuş. “Stegosaurus!” diye bağırmış Nil Su heyecanla.

 

Dinozor Nil Su sırtına binebilsin diye alçaldığında hemen sırtına atlamış Nil Su. Odasının yerini almış ormanı incelerken yukarıdan bir yerlerden değişik, kükremeye benzer sesler duymaya başlamış. Bir bakmış ki tam tepelerinden yemyeşil pullarıyla bir ejderha geçiyor. Onları selamlamak için ateş püskürten ejderhanın alevi neredeyse onlara ulaşınca Nil Su kahkaha atmaya başlamış. Bir anda hızlanan dinozor onları son sürat muhteşem kokuların yayıldığı bir alana doğru götürmeye başlamış. Nil Su bir de bakmış ki kocaman şekerlerle dolu ve çikolata ağaçlarıyla kaplı bir tarla. Gözleri kocaman olan Nil Su dinozorun tepesinden büyük bir heyecanla atlayıp şekerlerin arasına atmış kendini. Bu şekerlerin tadını çıkarırken gözüne biraz uzakta olan bir şey takılmış, yakınlaştıkça bunun şarıl şarıl akan bir çikolatalı süt şelalesi olduğunu anlamış. Gözleri bu görüntüyle parıldayan Nil Su var gücüyle koşup şelalenin altına girerek ağzını kocaman açmış. Önceden gördükleri ejderha…” birden fark ettim ki küçük kardeşim başını dizime yaslamış ve çoktan mışıl mışıl uykuya dalmıştı. Bu görüntülüyle içimi huzur kapladığında sanırım artık korkmuyordur diye düşündüm.

 

Odadan sessiz adımlarla çıkarken üstünün sıkı bir şekilde örtülü olduğuna emin oldum. Odama giderken yüzümde belli belirsiz bir gülümseme vardı. Hala yağmurun sesi duyuluyordu ve kitabım masanın üstünde yarı açık bir şekilde duruyordu. Ancak ben de masal anlatırken mayışmıştım ve kitabımı kapadıktan sonra sıcacık yatağıma attım kendimi. Uyku yavaş yavaş bedenimi ele geçirirken umarım ben de rüyamda dinozorları görürüm diye düşündüm. Mutlu son.

(Visited 3 times, 1 visits today)