island

Şirket Deneyi

Gün her zamanki gibi başlamıştı. Kahvaltımı yaptım, kahvemi içtim ve işe gitmek üzere yola çıktım. Bugün şirkette önemli bir toplantı olduğundan bahsetmişti patronumuz ve ben gecikmek istemiyordum çünkü şirketteki ilk haftamı tamamlamak üzereydim.

Ev ile şirket arasındaki yolculuk beklediğimden daha uzun sürmüştü ama yine de yetişmiştim. Şirkete girdiğimde iş arkadaşlarımın fısıldaşarak konuştuklarını gördüm. Herkesin bu şekilde toplanarak birbirleri ile konuşmaları normalde olağan bir olay gibi gelmiyordu bana ama toplantı sebebiyle böyle olduğunu düşündüm ve toplantı salonuna girdim. Salon 25-30 kişi alabilecek büyüklükteydi.

Toplantı başlamadan önce, patron ile çalışanlar arasında, şirkete gelecek ortaklar hakkında küçük bir konuşma geçti. Ben bu esnada defterime notlar alıyordum. Aldığım notlardan anladığım kadarıyla ‘Hippocampus’ adlı bir şirket ile anlaşmıştık. Konuşma esnasında ‘Hippocampus’ çalışanları geldi, biraz sonra da toplantı başladı.

Toplantı esnasında herkesten bir internet formuna girmesi ve soruları cevaplandırması istendi. Form sisteminin giriş sayfasında, formu nasıl dolduracağımızı anlatan, dürüstçe cevaplandırmamızı isteyen kısa bir paragraf ve bir cümle vardı. Bu cümlede, “Ürünlerimiz hakkında yapacağımız herhangi bir teste/deneye katılmak ister misiniz? Eğer cevabınız ‘Evet’ ise yandaki kutucuğu işaretleyin.” yazıyordu. Belki şirketteki saygınlığımı artırır düşüncesi ile kutuyu işaretledim, ardından ben de formu doldurmaya başladım. Toplam 5 tane soru vardı. İlk soruda şirket için haftalık ortalama kaç saat çalıştığımız sorulmuştu. Bu ve bunun gibi sorulardan sonra 5. soru garip gelmişti bana: Issız bir adaya düştüğünüzde yanınıza alacağınız üç şey ne olurdu?

Bu sorunun sorulma sebebini tam anlamamıştım. Şirketin ismi ‘Hippocampus’ ve anlamı da ‘Deniz Atı’ydı, belki de bu sebeple sorulmuştu. Yine de soruya pek de düşünmeden “biraz yiyecek, biraz içecek, bir adet şişme deniz botu” yanıtını verdim. Daha sonra formu bitirdim ve gönderdim.

Şirket yetkilileri biraz daha konuştuktan sonra bazı deneyleri için böyle formlar doldurttuklarını ve bugün de bu formu dolduran katılımcılardan rastgele 5 tanesini seçip bir adaya yollayacaklarını söylediler. Şirketin bu gibi deneylerdeki amacı ise herhangi olası kazalar için çeşitli ulaşım şirketlerine satılacak kitlerin işlevlerini test etmek ya da yeni kit üretmekti. Adaya yollanacak katılımcıların aynı gün en geç öğlene kadar belirleneceği söylenmişti. Şirkette bu esnada fark edilir bir heyecan vardı.

‘Hippocampus’ yetkilileri isimleri açıklamaya geldiğinde biraz heyecanlı hissettim. İsimler okunurken heyecan artmıştı. Başta listede olmadığımı düşündüm çünkü ilk 4 isimde ben yoktum. Ancak sonra diğerlerine göre tanıdık olan bir isim okundu, bu benim ismimdi.

İsimler açıklandıktan sonra bizi ankette belirttiğimiz eşyalar ile bir ıssız adaya bırakacaklarını söylediler. Başta her şey yolundaydı ancak yetkililer açıklamaya devam ettikçe yazdığım 3 şey gelmeye başladı aklıma. Açıklamanın devamında bu nesneler dışında herhangi bir şey vermeyeceklerini söylediler ve bunun üzerine biraz telaşlanmaya başladım. Bizi bu akşam saat 8’de evlerimizden alıp adaya gitmek üzere kalkacak olan gemiye götüreceklerini söylediler.

İş çıkışında patronum ile bu konu hakkında konuşmaya başladık. Bu deneyden geri adım atmamın bir problem yaratıp yaratmayacağını sordum. Şirketin büyük bir gelirinin ‘Hippocampus’ ile olan ortaklığından sağlandığını söyledi. Seçilen 5 kişiden birinin bu işten geri çekilmesinin ortaklığı etkileyebileceğini, bunun da beni etkileyebileceğini söyledi. Bunun üzerine eve gitmek üzere arabama bindim.

Akşam saat 8 olduğunda kapımın çalınmasını beklemeye başladım. Yaklaşık 15 dakika sonra iş arkadaşlarımdan biri ile yetkililerden biri gelip kapımı çaldı. Beni minibüs gibi büyükçe, siyah lüks bir araca yönlendirdiler. Aracın içinde diğer yetkililer ve şirketten başka bir arkadaşım vardı. Limana gitmeden önce diğer arkadaşlarımı da almak için birkaç yere daha uğradık.

Geminin ayrılma saati gece 12’ydi, ucu ucuna yetişmiştik. Gemide bize birer sözleşme dağıttılar. Sözleşmede adada olacak her şeyden bizim sorumlu olduğumuzdan bahsediyordu. Bunun dışında adada ne yapmamız gerektiğinden de bahsedilmişti. Başta tereddüt etmiş de olsam en sonunda imzalamıştım. İmzaladıktan sonra hepimizi kamaralarımıza gönderdiler. Odalarımızda listeye yazdığımız 3 şeyi içinde bulunduran çantalar vardı.

Yaklaşık 8 saatlik yolculuktan sonra adaya varmıştık. Hepimizi adanın rastgele bir yerinde birer tane güneş enerjisi ile şarj edilebilir aksiyon kamerası verip çantalarımız ile yalnız bırakıp gittiler. Ada uzaktan çok küçük gibi görünüyordu ancak ayak bastığım anda göründüğünden çok daha büyük olduğunu anlamıştım. Adada ne yapmam gerektiğine ilk günden karar vermeye çalıştım. Bizi burada çok uzun süre tutmayacaklardı. Sözleşmeye göre 2 hafta sonra gelip alacaklardı.

İlk günü rahat bir şekilde geçirdim, ancak yakacak malzemem kalmamıştı. Sonraki gün yakacak malzeme aramaya çıktım. Hava çok sıcaktı, çantamda getirdiğim içeceğin büyük bir miktarı şimdiden bitmişti. Bütün gün, yakacak kuru dal topladım ve akşam barınağıma dönmek üzere yola çıktım. Etraf kararmıştı, yanıma almak üzere şişme bot yerine çakmak ya da yakacak bir şeyler yazsaydım ormanda aramak zorunda kalmazdım.

3 gün geçtikten sonraki sabah yiyecek bir şeyler ve temiz bir su kaynağı bulmam gerekti çünkü çantamdaki yiyecekler büyük oranda azalmıştı ve içecek suyum kalmamıştı. Yetmezmiş gibi yanıma aldığım şişme bot da delinmişti. Bir önceki gün çantamdan çıkardığım botun üzerinde bu sabah bir sürü delik vardı ve bot ikiye ayrılmıştı. O gün sadece yiyecek bulabilmiştim. İçeceği de yiyeceklerin sıvılarından elde etmeye çalıştım.

Birkaç günlük sürenin ardından artık ne yiyeceğim ne de içeceğim kalmıştı. O gün adanın tamamına bakmam gerekiyordu artık. Barınağımdan çok uzaklaşmıştım ki aksiyon kameramı barınakta unuttuğum fark ettim. O anda bir boşluğa düştüm, eğer kamerada beni görmezlerse aramaya gelebilirlerdi ama ben çoktan uzaklaşmıştım barınaktan. Beni öldükten sonra bulabilirlerdi.

Seçimlerim çok mantıklı gibiydi başta. Başıma bunların geleceğini bilseydim ‘Issız bir adaya düştüğünüzde yanınıza alacağınız üç şey ne olurdu?’ diye sorulduğunda uzun uzun düşünürdüm. Nereden bilebilirdim? Belki şişme deniz botu yerine başka bir nesne yazabilirdim. Biraz yiyecek yerine burada yiyecek elde etmemi kolaylaştıracak bir nesne yazabilirdim ama şu anda buradaydım ve yapayalnızdım.

Hava kararmaya başlamıştı ve yağmur yağacak gibiydi. Etrafta gördüğüm ilk barınağa sığınmam gerekiyordu. Bu barınak bir mağara olmalıydı, etrafta mağara aramaya koyuldum. Aradan birkaç saat geçmişti ki bir mağara buldum ve içeri girdim. Artık sadece ben vardım, ne yiyeceğim ne de içeceğim vardı. Bunları düşünerek ve birilerinin beni bulmasını ümit ederek uykuya daldım.

(Visited 13 times, 1 visits today)