Sistematik Eğitim

Sabah kalkıp da her gün gittiğiniz yeri (okulu) düşündüğünüzde aklınızda neler canlanıyor?Biz buraya niye gidiyoruz ve burada ne yapıyoruz?Bunları çoğumuz hiç düşünmedik ve düşünmüyoruz. Okulu sadece bir şeyler öğrendiğimiz bir yer olarak görüyoruz ve zorunlu olarak gittiğimizi dile getiriyoruz ama ailemiz bizi zorlamasa da hepimiz yine de okula devam ederiz.Ancak bunun altında  öyle masum bir sebep yatmıyor.Hepimiz gelecekte iş bulma ve para kazanma  kaygısından dolayı gideriz.Peki okul sadece ileride para kazanmanı sağlayan ve iş bulmana yardımcı olan bir yer olarak mı kalmalı?

Kesinlikle hayır!Okul aslında çok faydalı ve yol gösterici,eğitici bir araç olabilir.Okul seni yaşama hazırlayabilen bir yer olmalıdır. (sadece iş hayatına değil) Sana yaşamayı,sevmeyi,mutlu olmayı,keşfetmeyi,sorgulamayı,yeteneklerini yani sana seni öğretmeli. Okul bizim yeteneklerimizi bulmamız için bir yol gösterici değildir. Tam tersine yeteneklerimize erişeceğimiz yolda önümüze taş koyar.Müziğe yeteneği olan bir çocuk müzik okuluna,dansa yeteneği olan dans,resime yeteneği olan resim okuluna gitmelidir.Yeteneklere,ilgilere göre okullar olmalıdır.Herkesi aynı yere toplamakla bu iş halledilmez.Zaten çocuğun özel bir yeteneği varsa normal okulda işi nedir?Düşünün ki para diye bir şey yok ama çalışmak zorundasın yeteneğinin olduğu sevdiğin mesleği seçmez misin? Onun için eğitim almaz mısın? Ancak işin içinde para olunca örneğin’’Müzisyen olursam evimi geçindiremeyebilirim.’’ diyebiliyorsun. İşte bu yüzden okul hayallerimizi desteklemiyor.Sadece sisteme elemanlar yetiştirilmesine yardımcı oluyor.Kendi yeteneklerini keşfetmeni engelleyip senin önüne dayatılan şeyle yetinmeni istiyor.Tam da bu noktada sizin mağara alegorisindeki insanlardan bir farkınız kalmıyor.

Şimdi size mağara alegorisinden bahsedeyim. Mağara alegorisi; Eflatun’un devlet adlı eserinde Sokrates’in ağzından anlatılan, antik çağ felsefesinin en güzel meteforlarından biridir:

‘’ Ömrünüz boyunca, ellerinizden ve ayaklarınızdan zincire vurulmuş bir hâlde, karşınızda, birkaç metre ötenizde bir duvar olacak biçimde, karanlık bir mağaraya hapsedildiğinizi düşünün. Öyle bağlanmışsınız ki başınızı kıpırdatmanız bile imkânsız. Bu nedenle yalnızca tam karşınızda bulunan duvara bakabiliyorsunuz. Arkanızda ise cayır cayır yanan bir ateş var. Sizinle ateşin arasında da sizi tutsak edip bağlayanların gündelik yaşamlarını geçirirken kullandıkları bir yol var. Sizin ve mağaradaki öteki tutsakların gördüğünüz ve düşünebildiğiniz, üzerine söz söyleyebildiğiniz tek şey, ateş ile sizin aranızdan geçenlerin duvara yansıyan gölgelerinden ibaret…Şimdi zincirlerden kurtulduğunuzu ve mağarada serbestçe dolaşabildiğinizi hayal edin. Sonra yavaş yavaş mağaranın içindeki durumu açıkça görmeye ve eskiden salt gerçeklikler olarak algıladığınız gölgelerin gerçek kaynağını anlamaya başlarsınız. En sonunda mağaradan ayrılıp güneşin aydınlattığı dış dünyaya çıkarsınız ve pırıl pırıl bir dünyada, var olan bütün gerçekliği, bütün çıplaklığıyla görürsünüz.Başta gözleriniz acır gerçeğe alışamayabilirsiniz ama sonrasında aslında daha önceden hiç yaşamadığınızı anlarsınız.’’

İşte şimdi bunu da okuyunca ‘’mağaradaki insanlar’’derken ne söylemek istediğimi anlamışsınızdır.Eflatun gerçekten çok güzel bir benzetme yapmış.Pink Floyd’un ‘’Another Brick in the Wall’’ şarkısı da çok güzel özetliyor, metaforlarla  dile getiriyor bu konuyu.

Şöyle de bir şey var ki okulda güzel dostluklar,iyi öğretmenler edinebiliyorsun.En başta ders dışında onlardan bir şey öğrenebiliyorsun,onları rol modeli alıyorsun ;işte bence bu seni hayata hazırlayan şeylerin arasında.Bir insanla ilişki kurmayı burada öğreniyorsun,toplum kurallarının nasıl olması gerektiğine burada farkına varıyorsun ama bunu öğrenebileceğin tek yer okul değil,dışarıda da öğrenebilirsin.Okul amacına hizmet edecekse hayat ile ilgili temel konulardan başlanılabilir.Gömleğinin düğmesi düştüğünde dikemeyen,yemek yapamayan,vergi yatırmayı bilmeyen çocuklarız biz.En başta bunları,kendimize bakmayı öğrenmek yerine biz fiilimsileri,periyodik tabloyu,ebob-ekok ‘u öğreniyoruz.Dünyada bu kadar sorun varken sorunları çıplak ,tüm gerçekliğiyle, acılarıyla öğrenmek yerine gizli saklı genel üstün körü görüyoruz.İşte bu yüzden bence okullarda aldığımız eğitim bizi hayata hazırlamıyor,sınavlar bir şeyleri belirlemeye etki etmiyor. Okulda aldığımız eğitimin hayata hazırlamadaki tek faydası insanlarla ilişki kurmayı öğretmesi ama bunun için sadece okul yeterli değil.Bizim okula gitmemiz sağlanarak mağaradaki zincirlerini kıramayan, mağaranın dışındaki ışığı keşfedemeyen insanlar olmamız isteniyor.İşte bu yüzden kendi zincirlerimizi kırabilmeyi yani yaşamayı öğrenmeliyiz.Bu da zaten seni hayata hazırlayan en temel şeydir.Ben mağaradan dışarı çıkmak için kullanılan basamakları tırmanmaya başladığıma inanıyorum.Sizin de kendi ışığınızı bulabilmeniz dileğiyle…

 

 

(Visited 40 times, 1 visits today)