Soğuk

Karlı bir geceydi. Evvelsi günde olan fırtına hala etkisini devam ettiriyordu. O esnada sokakta kalın misket yeşili paltosunu soğuktan buz kesilmek üzere olan çıplak elleriyle sıkı sıkı tutan küçük kız, bir anda yerde karların altına gizlenmiş buzun üstüne bastı ve dengesini kaybederek yere düşüp bayıldı. Küçük kız bayıldıktan yarım saat saat sonra sokaktan geçen bir yabancı onu gördü ve küçük kızı uyandırmak için onu nazikçe dürttü. Küçük kız yabancının yardımıyla zar zor ayağa kalktı ve güçsüz bir sesle: “Sen de kimsin?” diye sordu. Yabancı, adını söylemese de: “Beni boşver, bu geç saatte dışarıda olmamalısın, hem de senin için çok soğuk ve tehlikeli. Bu kadar soğuğa dayanman bir mucize ama hemen sıcak bir yere geçmeliyiz yoksa donup bir heykele dönüşeceksin!” diye cevap verdi. Zaten o sırada soğuktan başka bir şeyi düşünmeyen küçük kız “evet” manasında başını salladı. Yabancı: Gel bakalım seni evime götüreyim, orada sana sıcacık bir fincan çay yaparım.” dedi ve ikisi yabancının evine gittiler. Yabancı cebinden çıkardığı gümüş anahtarı karşındaki geniş tahta kapının anahtar deliğine yerleştirdi ve yavaşça anahtarı çevirdi. Klik sesini duyduklarında yabancı ağır kapıyı araladı ve küçük kızı konuk odasına doğru götürdü. Küçük kız otururken soğuktan donmuş ellerinin rahatladığını hissetti ve yabancı ona çayını getirmek üzereyken koltuğun üzerinde uyuyakaldı. Yabancı, elindeki sıcak çayı açık kahve sehpanın üzerine bıraktı ve küçük kızın üzerine limon sarısı ipekten yapılma batteniyeyi örttü. Yabancı, o gece kızın başında bekledi, ama bir müddet sonra kendisi de oturduğu yerde uyuyakaldı. Sabah erken uyanan küçük kız yattığı yerden kalkıp köşede duran çantasından yanında getirdiği su matarısnı çıkardı ve birkaç yudum aldı. Az sonra uyanan yabancı küçük kızı farketti ve yerinden kalkarak canlı bir sesle: “Acıkmış olmalısın, sana biraz kahvaltı hazırlıyım. Gel, masaya otur!” dedi. Kız masaya geçti ve beklerken odayı incelemeye başladı. Krem renkli perdelerin yanındaki eski kasetçalar, onun yanında da onu evine getiren yabancının bazı fotoğraflarının bulunduğu bir kalın kapaklı bir albüm mevcuttu. Odayı biraz daha inceleyecekken yabancı masaya tüm yiyeceklerini yerleştirmişti bile. Yemek yerken yabancı sohbeti başlattı: “Evet kızım senin adın nedir, ve akşam sokakta neden yalnız başınaydın?”. Küçük kız: “Adım Ayşe, okul dönüşünde karşıma küçük bir sincap çıktı, nereye gideceğini merek edip onu takip etmeye başladım ama fırtına bastırınca parktaki ağaçların altında oturdum ve fırtına dinene kadar orada beklemeye karar verdim. Ama uzun süre orada durunca üşümeye başladım ve eve dönmeye karar verdim, nasılsa yolda bayılmışım ve siz de…” Yabancı söze girerek: “Demek öyle. Seni burda daha fazla tutamam çünkü annen ve baban seni çok merak etmiştir; seni kahvaltını bitirdikten sonra onların yanına götüreyim, olur mu?” dedi. Ayşe, “Tamam.” dedi. Kahvaltılarını bitirdikten sonra yabancı, Ayşe’yi evinin önüne bıraktı, kendsine veda etti ve oradan uzaklaştı. Ayşe, kapının zilini çaldı ve annesi kendisini görünce Ayşe’ye koşarak: “Kızım? Nerelerdeydin, bizi çok korkuttun!” dedi. Ayşe yanıt olarak: “Bunu duymaya hazır mısın?” dedi…

(Visited 14 times, 1 visits today)