Sokakların Sessiz Çığlığı

“Bir mum, diğer mumu tutuşturmak ile ışığından bir şey kaybetmez” demiş Mevlana. 

Sahnedeki konuşmacı son sözlerini söyledikten sonra ona bakan merak dolu gözlere sıcak bir tebessüm yollayıp konuşmasını sonlandırdı. Salondan alelacele çıkan kalabalığın aklında eminim ki o duygu dolu tebessüm vardı. Ben de bu tebessüm sayesinde tezimi nasıl yazacağımı bulmuştum.

Şehrin gri sokaklarında dolaşırken insanların ilişkilerini pür dikkat izlemekteydim. Derme çatma bir binanın önünde kıvrılmış uyuyan evsize baktım. İnsanlar bir saniyeden bile fazla bakmıyordu garibime. Adeta görünmezdi o insanoğlu için. Yanından gitmeden önce çantamdan çıkardığım bir kutu sütü yanına bıraktım, insanların çalmaması ümidiyle. Sokağın caddeye bağlandığı kısmı dönerken küçük bir kız çocuğu gördüm. Babası onu dövüyordu, o da canı çıkarcasına ağlıyordu. Etrafa baktım, kimse umursamıyordu. Arada bir dönüp bakanlar oluyordu onlar da sonra yanındakiyle muhtemelen kritiğini yapıyorlardı. Sokağın bir köşesinde açlıktan ölmek üzere olan köpeğe ne demeliydi? Kimse yüzüne dahi bakmıyordu. Kısacası insanlar duymazdan, görmezden geliyorlardı bu yaşananları. Çantamdaki ödül mamasından verdim biraz olsun kendine gelebilsin diye. Kafasını okşayıp uzaklaştım yanından. Evimin bulunduğu sokağa girdiğimdeyse öyle bir şoka uğradım ki oracıkta kırıldı dizlerim, yere düştüğümde gözümden yaşlar süzülmeye başladı. İki apartmanın arasındaki ufak boşlukta gerçekleşiyordu olay, üç erkeklerdi ve bir kızı sıkıştırıyorlardı. Bütün dünya sessizliğe bürünmüştü sanki. Bu yardım çığlığını bir tek ben mi duyuyordum?  Binanın önünden geçen insanlar bakıp hızlıca geçiyorlardı. Oraya atılıp hepsini parçalamak geldi içimden, hatta görüp de müdehalede bulunmayanları bile. Hızlıca eve koştum. Kapıdan içeri girer girmez polise haber verdim ve camda beklemeye başladım. Yaklaşık beş dakika sonra gelmişlerdi. Kız korkudan titriyordu ve ağlıyordu. Bu olayda bile etraftan geçen insanların umursamazlığı beni çılgına çevirmişti gerçekten. Nasıl kaldırabiliyordu yürekleri bunu ki?

Son yaşadığım çirkin olayın üzerinden bir hafta geçmişti. Bu süre içerisinde yüksek lisansım için hazırladığım tezimi bitirmiştim. Gece gündüz demeden o olayı izlediğim camın kenarında insan psikolojisini derinliklerine kadar anlattım. Misal olarak bu olayları gösterdim. Yazarken ne kadar sinirlensem de belki bir gün bununla ilgili bir kitabım çok ünlü olur da insanlar artık bir farkındalık kazanır. O gün seminerdeki kadının anlattıkları ve yaşadıklarım beni içten içe etkilemişti. Hem yardımlaşma ve gelişmenin bir toplumun gelişmesi için en güzel vesile olduğunu söylemiştir ünlü yazar Arthur Koestler. Ne güzel söylemiş.

Evden aceleyle çıkıp okuluma gitmiştim. Elimde gururla tuttuğum tezimi hocaya teslim ettiğimde bu tezi yakında bütün dünyanın tanıyacağından habersizdim. Buna rağmen bir umutla oradan çıkıp şehrin gri ve umursamaz sokaklarına geri döndüm, bir yorgunluk kahvesi içmek üzere.

(Visited 153 times, 1 visits today)