Suç

Sıcak ve bunaltıcı bir ağustos sabahıydı, erkenden kalkmıştım çünkü bütün bir yaz boyunca eğlenerek oynadığım bilgisayar oyunununu 3. kez bitirmek için karar almıştım. Ben kendimi kaybetmiş bir biçimde oyunumu oynarken telefonumun çaldığını duydum. Geçtiğim bölümlerin telef olmasını istemediğimden arayan kişinin bekleyebileceğini düşündüm. Telefon ısrarla çalmaya devam ediyordu ve ben umursamaz bir şekilde tek hamlede kulaklığımı taktım ve o an dış dünyadan kendimi soyutladım. Oyunu 3. kez bitirmek üzereydim, tam da hedeflediğim gibi. Son bir dokunuşla oyunu tamamladım ve o an sanki ilk kez başarmışım gibi bir çığlık koparıverdim. Tam o sırada annem ve en yakın arkadaşım Derin içeri girdiler. Ben onlara bir şey olmadığını, iyi olduğumu anlatmaya çalışan bakışlar atarken, annem, Derinin aramalarına neden cevap vermediğimi sordu. Biraz azarladıktan sonra bizim baş başa konuşabilmemiz için odayı terk etti. Derin kapıyı annemin ardından sertçe kapatıp kapıyı kilitledi. Ne olup bittiği konusunda hiçbir fikrim yoktu ve garip olan şu ki merak dahi etmiyordum. Derin şu zamana kadar gördüğüm en korkmuş ve telaşlı halindeydi. Merak etmiyordum fakat onun bu hali beni telaşlandırmıştı. Ben tam söze girecekken bana fırsat tanımadan kendisi bir sorgulamadaymışcasına olan biteni hızlıca anlatmaya başladı. Korkudan büyümüş gözleriyle bana bakarken, annesi tarafından azarlanan küçük bir çocuğu andırıyordu. Ürkmüştü belli ama neyden? Titrek sesiyle ince dudaklarından şu sözler döküldü:

Beni biliyorsun asla uslanmayacağım. Birisi bana yapmamam gereken bir şeyi söylediğinde onu dinlemiyorum ve tam tersini yapıyorum hep. Dün, babamla araba konusunda kavga ettik. Onu gizlice almamam gerektiğini, yaşımın daha küçük olduğunu, iki sene daha beklemem gerektiğini söyleyip durdu. Ben de sinirlenip gece arabayı aldım. Ve birine çarptım. Öldü. Hala kavrayamıyorum. Bu nasıl oldu?

Bunları anlattıktan sonra başını ellerinin arasına aldı ve kapının önünde dizlerinin üstüne çömelip ağlamaya başladı. Kekeleyerek gece neden haber vermediğini ve şimdi o cesedin nerede olduğunu sordum. Daha bitmedi diyerek sesini yükseltti. Gece o arabayla çarptığı insanı korkudan bir bahçeye gömmüş ve bunu yaparken yan evde oturan Berke -her şeyi ispiyonlayan bir çocuk- Derini görmüş ve sabah polisi arayacağını söyleyip oradan ayrılmış. Derin de korkudan buraya gelmeyi tercih etmiş.

Gözlerindeki yaşı sildikten sonra ayağa kalktı ve beni sarsarak “Fazla vaktim kalmadı, bu durumdan bir an önce kurtulmalıyım” dedi. Olanları kavrayamıyor ve olacakları tahmin bile edemiyordum. O kadar ağırdı ki bu yük 16 yaşımdaki bedenim için. Kısa bir süreliğine sustuk çünkü kendimizi toparlamamız gerekiyordu. Sessizliğimizi annemin kilitli kapıyı yumruklarken çıkarttığı sesler geliyordu. Kapıyı açtık ve içeri bir sürü polis doluştu. Sırasıyla bileklerimize kelepçe takıldı ve aşağı indik. Hala çok saçmaydı her şey. Üstelik ben hiçbir şey yapmamıştım.

Gittiğimiz karakolda sorguya alındık ve Derini ele vermemek için benim yaptığımı söyledim polislere. Derin de aynı şeyi kendisi için söyleyince ikimizi de gözaltına aldılar. Yaklaşık 3 saat bekledik ve bir polis geldi. Benim adımı söyleyip çıkabileceğimi söyledi. Şaşkınlıkla suratına bakıp ” Ya arkadaşım?” diyebildim. Sert bir şekilde bakış atınca çıkmak zorunda kaldım. Yukarıda karakolu birbirine katan annemle buluştuğumda kemiklerimi kıracak gibi bir güçle sarıldı bana. Meğerse biz odada konuşurken dinlemiş ve olayların ciddi olduğunu anlayınca ses kaydı almış. Anneme nefret dolu bir bakış attım. Anlamış olacak ki her şeyi benim için yaptığını söyleyip beni oradan uzaklaştırdı.

Çocukluğumu yaşadığım arkadaşım içerideydi ve ben oradan uzaklaştıkça aramızdaki tüm bağ güçsüz bir halat gibi kopuyordu sanki.

(Visited 58 times, 1 visits today)